Vakti zamanında, hatırlayan liseli olamaz, Şota ile Arçil vardı Trabzonspor’da. İşte onların bir de tercümanı vardı:
Daha kaliteli bir görüntü için facebook’tan seyredin.
Meraklısına Şota Arveladze, Arçil Arveladze ve Arveladze Vakfı.
Vakti zamanında, hatırlayan liseli olamaz, Şota ile Arçil vardı Trabzonspor’da. İşte onların bir de tercümanı vardı:
Daha kaliteli bir görüntü için facebook’tan seyredin.
Meraklısına Şota Arveladze, Arçil Arveladze ve Arveladze Vakfı.
Bir büyüğümüz, “Araba mezarlığı bir memleketin gelişmişlik simgesidir” demişti bir vakitler, uzaktan işaret ettiği yer otomobil pazarıydı gerçi ama herneyse.
Şimdi, araba mezarlığı gelişmişlik simgesi ise, bu uçak mezarlığı ne simgesi oluyor çok merak ediyorum.
* Küllerinden doğan post. ilk yayın tarihi: 05 Mayıs 2008.
Facebook’ta, Fw: maillerde çılgınlar gibi yayılan Burudanga efsanesi. Altına Emniyet Genel Müdürlüğünün anasayfası da iliştirilerek yayılınca daha etkili olduğu düşünülen hikaye şöyle:
Bir benzin istasyonunda, arabasina benzin doldurmakta olan bir BAYANın yanina gelen birisi, BOYACI oldugunu söyleyerek, hizmet amaciyla kibarca KARTını sunuyor. Karti aldiktan sonra arabasina biniyor bayan. Adam da, baskasinin kullandigi bir arab…aya giriyor. Bayan, istasyondan çikmaya hazirlanirken, arkadaki arabanin da ayni anda istasyondan çiktigini ve KENDİSİNİ TAKİP ETTİĞİNİ farkediyor. Tam aninda da bir BAŞ DÖNMESİ ve ZOR NEFES ALMAKTA oldugunu hissediyor bayan. Camı açmak isterken, adamın verdigi KARTI ALAN ELİNDEN TUHAF BİR KOKU alıyor Arkadakilerin de nerdeyse kendi arabasina yapisircasina yaklastiklarini görüyör. Kaybedecek zaman olmadigini düsünerek basiyor gaza, o hızla giderken ilk gelen park yerine daliveriyor. Sert bir frenle durduruyor arabayi, ayni anda da kisa aralarla bastigi klaksonla imdat isareti verircesine durmadan velvele saçiyor ortaliga. Baskalarinin da bulundugu park yerine gelen ikinci araba var hiziyla çikis yönünü alarak uzaklasip gidiyor. Adamlardan böylece kurtulan bayan, uzun bir süre sonra kendine gelebiliyor ve normal nefes almaya basliyor ancak. Bayani böyle çok ciddi bir duruma sokan bir maddenin karta sürülmüs oldugu anlasiliyor. Adi, “BURUNDANGA” olan bu UYUŞTURUCU MADDE, bir kisinin üstündekileri çalmak veya baska kötülükler yapmak için kullaniliyor. Basit bir kart üzerine kolayca sürülebilen bu uyusturucu, cinsel taciz amaçli kullanilan uyusturucuya nazaran dört defa daha tehlikleli. Yolda, disarda tanimadiginiz birisinden ve hele yalnizken asla böyle bir kart almayin sakin. Ikametgâhlara kadar gelerek hizmet sunanlarin da kullandiigi bir yöntem bu. Uyanik olun. Yeni teknolojinin yararli hizmetlerini kullanarak, bu bilgileri çok genis bir dagitimla çevrenize duyurabilme çabaniz için tesekkürler.
Amma lakin ki öyle değildir! Bu yazı Hoax Slayer’da 2008 Eylül’de çıkan bir geyiktir, şehir efanesidir. (bkz. Hoax Nedir?). Yani yalan, yani dolan. İlave olarak EGM’nin sitesinde de brudanga ile ilgili bir yazı veya uyarı bulunmuyor.
Meraklısına Unsubstantiated Urban Legend olarak değerlendirilen yazı: [spoiler]
A man came over and offered his services as a painter to a female who was putting gas in her car and left his card. She said no, but accepted his card out of kindness and got in the car. The man then got into a car driven by another gentleman. As the lady left the service station, she saw the men following her out of the station at the same time. Almost immediately, she started to feel dizzy and could not catch her breath. She tried to open the window and realized that the odor was on her hand; the same hand which accepted the card from the gentleman at the gas station.
She then noticed the men were immediately behind her and she felt she needed to do something at that moment. She drove into the first driveway and began to honk her horn repeatedly to ask for help. The men drove away but the lady still felt pretty bad for several minutes after she could finally catch her breath.
Apparently, there was a substance on the card that could have seriously injured her.
This drug is called ‘BURUNDANGA’ and it is used by people who wish to incapacitate a victim in order to steal from or take advantage of them like REPEATED GANG RAPE. This drug is four times more dangerous than the date rape drug and is transferable on simple cards.
So take heed and make sure you don’t accept cards at any given time alone or from someone on the streets. This applies to those making house calls and slipping you a card when they offer their services .[kaynak]
[/spoiler]
Cuma gecesi bir buçuk yıl sonra halısaha maçı yaptım. Takdir edersiniz ki ertesi gün pert vaziyetteydim. Zaten havalar arabistan, yattığım yerden interete aktım bütün haftasonu. İnci’de takılmak sinirimi stresimi alıyor, löp et kalıyorum. Seviyorm. Yargılamayın, hele hele dil, jargon muhabbetine girerseniz üzülürüm, sonrada gelir kalbinizi kırarım. @2′si olsun, üçküncüleri olsun, sevilmeyen modları, dedeleri olsun bir nevi vaha benim için. Hele friendfeed ve twitterdaki egomaniac tavırları filan görünce… daha rahat, daha şamata, daha daha bir alan oluyor birden bire…
İşte… İnci şöyle tatlı böyle güzel de, yan etkileri de yok değil. Bunlardan birisi mesela, liseli nefreti aşılıyor bünyeye. Liseli ergenlere ve liseli zihniyete düşman ediyor adamı. Bunu ancak pazar akşamı gittiğim misafirlikteki sivilceliyi görünce farkettim. Düzeltiyorum, hemen yanımdaki zigon sehpanın ayağından tutup karşımdaki sivilcelinin kafasına geçirmeyi düşünürken farkettim. Aslında görmemle hamle yapmam arasında çok fark yok. Böyle zaaaaaaa, xd xd xd (iksde iksde) diye gülmeler, eeeeaaae eaeaeee diye ünlemler, sağa sola cins bakış atmalar, sürekli sıkıldım ben modunda nefes alışlar… Valide sultanı da olay mahallindeydi. Haliyle konu üniversite sınav sonuçlarına tercihlerine filan geldi tabi. “Vay efendim şöyle başarılı benim yavrum böyle müstesna filan” diye dış ses veriyor valide sultanı, ergenimde oradan gerim gerim geriniyor, üniversiteyi ailesinin yanında okumasının derslerine nasıl pozitif etki yapacağından filan bahsediyor, tıp yazacağından, mühendisliği düşünmediğinden filan konuşuyor, göbek de bırakacağım diye eze eze geliyor karşıdan. Bir kere de okulu sekiz yılda bitirdiğimi söylemiş bulundum. Şükür kardeşim Tübitak Olimpiyatlarından madalyalı bir ergen de, o cihetten herhangi bir eziklik yaşamadan taarruza geçtim. Hatta lafı kardeşimin biyoloji/ tıp/ genetik türü bölümlere giderse alacağı ek puanlardan vazgeçip MF yerine TM klasmanından girip uluslar arası ilişkiler okumak istediğine filan getirip iyice ezdim liseliyi. Biraderin bu hareketine karşı “vay kerizim” filan gibi bir yorum yapması ihtimalini de, elimi zigon sehpanın bacağına götürerek bertaraf ettim. Kardeşi üzerinden prim yapan bir abi olmayı göze alarak salvoları savuşturdum, yenemesem de ezilmedim.
Aslında gençleri severim. Ama İnci’nin göstermiş olduğu liseli hakikati doğrultusunda tavırlarımı gözden geçirmem gerektiğini farkettim. Özellikle bu karşılaştığım modelden bir daha denk gelirse ağzını yüzünü kırmak niyetindeyim. Hatta aslında kardeşim hariç başka liseli ile muhattap olmak istemiyorum bundan sonra. Onu da işte MF yi reddedip TM den sınava girmek istediği için elde ettiği sözde karizmadan dolayı. Yoksa liseli liselidir. Liseli varsa aranızda gelmesin bir daha.
İzdivaç programlarının perde arkasından bir belgesel’den görüntüler: Kamerayla İzdivaç [via]. Esra Erol’un matematiksel defterindeki kedilere dikkat:
Continue reading
Hayatımda büyük bir yeri olan sevgili Dayım geçen sene Hac için kutsal topraklara gitmişti. Boş otobüs götürüp orada servis hizmeti verip geri gelirken de hacıların zemzemlerini filan getirmişlerdi karayoluyla. Aslında ayakkabı mağzası var ama eski uzun yol şoförlerinden olduğundan böyle bir teklif gelince kabul etmiş. Rabbim de Haccını kabul etsin inşallah.
Dayım gidiş dönüş macerasını yazmış (veya kuzenime yazdırmış). Konuştuğu gibi yazmış. Continue reading
Elemanımız, calculus sınavında soruyu çözemeyince, su pokémonlarından Blastoise‘den yardım istemiş. Calculus pokemon dinlemez, 2 almış oturmuş tabi, yazıyla da “iki”.
edit: mevzunun doğrusu ilk iki yorumda, itiraf ise 3. yorumda
.
Calculus bu be, ben 7. de geçtim, yazıyla da “yedi”.
Yaşlı insanlardan nasihat dinlemeyi seviyorsanız, onun ingilizcesini blog yapmışlar: Life Advice From Old People. Bunun aynısını bizim memlekette yapsan hiç malzeme sıkıntısı çekmezsin.
Çok televizyon seyretmiyoruz aslında. Ama kırık iç antenle zap yapmak da keyifli olmuyor. Bu yüzden geçen hafta aniden bir uydu reciever siparişi verdim. Apartmanının merkezi sistemini kullanacağımız için çanak çömlek detaylarına girmeden en uygunu hangisi olur diye ufak bir araştırmadan sonra SeoulTech Hiremco 1453 FTA‘yı seçtim. Sadece Tv ve anten girişine iki kablo soktum ve 37 ekran Tv’miz 2000′e yakın kanal ile çoştu. Meğer bu model uydudan güncelleme yapıyormuş otomatik olarak. Yoksa biraz meşakkatli işmiş.
Şimdi, ben sadece Az Tv ile mutlu olabilirken yüzlerce fantastik – kuntastik kanalla tanıştım. Erotik sohbet kanallarını, dandik müzik kanallarını, vaaz kanallarını filan silince 300′e yakın kanal kaldı. Yerel yayın yapan Türk kanallarının bazıları sadece müzik veriyor görüntü olarak da kartvizit gösteriyor. Bildiğin kartvizit yani. Onları da sildim. Yeni keşfettiğim bu dünyada optimum kanal listeme doğru emin adımlarla ilerliyorum.
İşin ilginç tarafı, bir iki günlük baş döndüren zap seanslarının sonunda, eski halimize geri döndük. Hemen hemen yine aynı kanallar yine aynı süre. Ama bir netlik geldiği kesin.
Welcome Mr. Obama.
Barrack Hüseyin Obama gelmiş dün, yenge gelmemiş. Kim konuştuysa dinledim televizyon kanallarında. Bush döneminin mirasını, yani Türk Halkı’nın %80′leri bulan “Amerika(n) Karşıtlığı” düzeltmeye geldi diyorlar. Yoksa konuştukları hep hava civa diyorlar. Bence yekpare top atışından tırsması dışında delikanlı bir adama benziyor. Hayır benim gibi afro-american olduğu için bro. ayağı çekmiyorum kendisine. Bana bir Mr. Prezidente’den ziyade NBA’den bir basketçiyi çağrıştırıyor. Veya bi Yattara bi Kompela sıcaklığı alıyorum. Ha diyeceksin “Onlardan ne sıcaklığı aldın bakayım hacı?”, derim ki “Ben onlarda insanlığı ben onlarda güneşi gördüm”.
Güneşi gördüm deyince aklıma geldi. Bobiler için bir monte yapmıştım. Güneşi Gördüm filminin afişinde yer alan bebek halteri metaforu, burada, Konya vilayetinde özel bir hastanenenin logosunda da var. Kimseye değişik gelmedi sanırım bu logo ki yılların hastanesi hala bunu kullanıyor. Tüp bebek konusunda iyi olduğunu söylüyorlar, bir zafer arması gibi sanki bu logo. Her neyse işte bu bahsettiğim monteyi bugün Vatan Gazetesi’nin sitesindeki foto galeri bölümünde gördüm. Sadece benim monteyi değil o konu hakkındaki bütün monteleri araklamışlar. Zaten Bobiler.org’daki adamımız Ozan bir röportajında bundan dert yanıyordu. Ha şimdi soracaksın “Senin Vatan Gazetesi’nin foto galeri sayfalarında ne işin vardı hacı?” diye, cevap vereceğim “Ben onlarda insanlığı ben onlarda güneşi gördüm”. oldu gibi yapın.
İşte bugün Obama geldi, hem de Rasmussen insanını NATO’ya genel sekreter yapıp da geldi. O da ayakta duramayan bi adammış, kolu bertilmiş. Tipsiz. Medeniyyetler ittifakında da konuşmuş, simutane tercümanı gördüm adamı dinlemiyor önündeki notlarından çevirmeye çalışıyordu. Öyle simultane tercüme işi varsa beni de yazdırın. İngilizce – türkçe dijital sözlüğümü kapıp gelirim.
İşte Obama gitti bugün mecliste konuştu, prompter mi diyorlar, ondan bakarak. İngilizcesini geliştirmek isteyen varsa konuşmasının ingilizce transkripti de var. “Evet” dedi arada, müslüman bir ailedenim dedi, mehmet okur dedi hido dedi. Tokalaşmak için birbirini ezdi bazı vekiller.
Good bye Mr. Obama. Biliyor musun, LinkedIn’de hesabını görünce hakikaten kral bir adam olduğunu anladım. Gerçek anlamı ile de kralmışsın zaten. Zaman ne gösterecek, bize hangi kelekleri atacaksın bilemiyorum ama seni George w Bush’tan daha çok seveceğim sanırım. Onu sevmediğim için düz mantık kurdum.