macera … yazıları

Ağzım bozuk ama iyi manada

İş yerinde taşeronlarla, misafirlerle hemhâl olunca ağzımız bozulmuş heralde, Nagihan pek şikayetçi bu günlerde. Esasında bozulma değil de Konya ağzına kayma desek daha doğru sanırım. Bu engel olamadığım bir şey, bir keresinde Denizlili bir ev arkadaşım vardı, eve gelenler artık Denizli ağzına benzeyen konuşmamdan dolayı beni de Denizlili zannediyorlardı. Şimdi de Konyalı gibi konuşuyorum sanırım. İsteyerek yaptığım bir şey değil, isteyerek yapacak olsam iskoç aksanı ile ingilizce konuşmak isterdim.

Benim endişem Muhterem Ömer’in bu yüzden henüz “ba-ba” diyememiş/dememiş olması. 2 buçuk aylık kerata “uleeeyn” diye bağırmasını biliyor, “hımf” diye emziği diliyle mesafe gözetmeksizin ağzından halıya düşürmesini beceriyor, ama “ba-ba” demiyor. Henüz “de-de” dememesi ufak bir teselli sadece. En kısa zmanda sevgi sözcükleri arasından “hele gidiye bak hele” ve “yallı seni”yi çıkarmam gerekiyor.

mevzu ,

Şoför birazdan hazır olur

Benim ehliyetim yok. Zaten otomobil kullanma konusunda ehil de değilim. Ancak iş başvurularında “saha mühendisi hiç ehliyetsiz olur mu hacı? Vericez ranger’i salıcaz araziye” dedikleri için almaya karar verdim. Nagehan “ben de, ben de” dedi, beraber ıslanalım yağan yağmurda hesabı, kaydolduk.

[Bob Burman, race car driver] (LOC) En başta Trafik, Motor ve İlk Yardım’dan oluşan ders triosuna, çevreden gelen “bi kitap bulun, bi kere okuyun geçersiniz sınavı” yönlendirmelerine karşı koyarak, derslere hevesle iştirak etmeye karar verdik.

Ancak gelin, görün ve hak verin ki, ortak akıl bazen haklı çıkabiliyor.

Trafik dersinde emekli öğretmen amcamızın ağzı bozuk ilkokul öğrencilerinin evlerine yaptığı baskınları, motor dersinde hocamızın hava filtresi ile olan münasebetleri diye giderken daha ilk günden derslere gitmek yerine Alaaddin Tepesinde çay içmeye gitme kararı aldık. Kitabı da okumadık, çıkmış soruları edindik ama çözmedik. Aferin’di bize.

City of Mevlana

Bugün sınav vardı, sorular “aşağıdakilerden hangisi aşağıdadır” seviyesindeydi hakikaten. Motor dersine ait sorular biraz zorladı o kadar. Kalırsak ondan kalırız. Onun da bir telafi sınavı oluyormuş, her türlü geçersiniz dediler.

Direksiyon derslerine devam ediyoruz şu sıralar. 3 saat oldu, yani 3seansx15dk=45dk aslında. 3. viteste 80km/sa hıza çıktım, kalkış, duruş ve dönmelerde problem yok. Nagehan da aynı. Eğitimler direksiyon sınavının yapılacağı yerde veriliyor, sınavdaki uygulamanın aynısı, sınavda sıfır hata ile yapılmak üzere tekrarlanıyor. Seanslar bundan ibaret, natingmor.

Şimdi bu evreleri gördükçe trafikte gördüğüm öküzlere ve diğer büyük baş hayvanlara kızmıyorum, kızamıyorum. Verilen eğitim eğitim değil, kurs kurs değil. Bunun hemen her yerde böyle olduğunu biliyorum, işitiyorum. Zaten kursiyerler verdikleri paranın karşılığını almaktan ziyade “sürücü lisansını cüzdanıma nasıl yerleştireyim”in peşinde. Ödenen ücretler ile verilen eğitimin arasında dağlar kadar fark var. Kurs müdürüne soruyorum, o anlatırken insanlar gelip gidiyor ve işaret ediyor, “kardeşim işte malzeme bu “diye. “Bunlardan ne kadar şoför çıkarsa o kadar” diyor. Kendince haklı tabi. “Ehliyet sınavına girmek için neden araya bir sürücü kursu sokuluyor, üniversite sınavı için dersane şartı aranıyor mu?” diye soranlar bizler gibi.

Bu hamur çok su götürür. Vel hasılı kelam, yeni bir trafik canavarı için lütfen yer açın sol şeritte. Yarım şoförüniz birazdan hazır olacak. 3. vites ile 5. vitesi karıştırmazsam veya arabayı hoplatmazsam oradayım.

Not: Aslında fites boştayken elimin ayası ile hafifçe ittiriverirsem 3′e geçiyormuş. Bugün idrak ettim, tatbik ettim.

mevzu

Bir günde iki berbere giden adam

Dün Tataroğullarından kardeşim Erhan’ın nişan davetine icabet etmeden evvel son dakika kararı ile Berber Adem’e bir uğrayayım dedim. Muhabbetini sevmediğim bu mıymıntı herifin dükkanı bizim eve iki sokak ötede. Çıktım gittim. Gittim ama, ne göreyim dükkanı devretmiş yerinde bakkal var. Saya söve, cadde üzerinde yürüyerek devam edeyim, gördüğüm ilk berbere dalayım dedim.

Bir tane berber buldum, girdim içeriye. Adem’in yirmi yıl yaşlanmışı sanki, aynı mıymıylık, aynı hımbıllık.

Muhabbet açmak için “Üniversite de mi okuyosun“dan sonra kurduğu ilk cümle “Yaa yanlış anlama da, sizin üniversitede de çok fuhuş, çok sigiş-soguş oluyo yaaa” diyen bi adam. “Nerden biliyosun gördün mü gözünle” dedim, güvenlikçi arkadaşı anlatmış. Neyse artık başa gelen çekilir dedim, kendimi teslim ettim “Her yerden 2-3 santim kısalt” diyerek.

Felaketin başlangıcı, makasın sağ kulağın üzerinde kayıp 5 santimlik bir saç kütlesini götürmesi oldu. Sonra orayı eşitlemek için öbür tarafa geri döndü. Orayı da kuş etti. Merak ve ızdırap karışımı bir his ile seyrettim biraz. Sonra dayanamadım sordum “Napıyosun, hayırdır” dedim, “Sen böye demedin mi?” dedi bişkin bişkin. Yapılacak bir şey olmadığını anladım, saniyeler içinde güzelim saçlar gitmiş yerine Yılmaz Morgül ve Elvis ortası bir peruk modeli iliştirilmiş kafa sahibi olmuştum. Bari nişan yanmasın diyerek alelacele yarı para vererek çıktım.

Nişana geçikmeli olarak vardım kardeşimle. 10-15 dakika durduk, tebrik ettik çıktık. Esasında Muzo namındaki bir arkadaşla gidecektik, beklendiği üzere satışa getirdi bizi. Nişan yerine gittiği diğer organizasyon için davet etmemesini ise zaten pas geçiyorum. Öyle anlarda insan kardeşinin değerini anlıyor işte.

Şehrin bilimum kalabalıklarında o antika şekil ile gezdikten sonra Üniversite Cd. üzerinde klas bir berber keşfettim akşam üzeri, Berber Erdal. Anlattım başımdan geçenleri, “Abi büyük geçmiş olsun” filan dediler, öbür berbere de iyice sövdüler. Ben de gaza geldim heralde, ben de sövdüm biraz. Onlar söverken model küfürler duydum, ben de hızlıca tekrar etmeye çalıştım hepsini, çok yerde yetişemedim ama. Sonra Erdal abi hızını alamadı Necati’ye İbrahim Akın’a filan da küfür etti. Ertuğrul’a küfür ederlerken ben, “Efendi adam o yaa” diye araya girdim. Sonra biraz da birbirlerine küfür ettiler. Arada bana da geldi mi bilmiyorum.

Eve vardığımda geriye doğru fönlenmiş kısa saçlarımla tıpkı bir armut gibiydim. İyisinden ama.

mevzu , ,

"See you in another life brother"

Dün okul çıkışında kaza yaptık. Okuldan bir arkadaşın arabasındaydık şehirmerkezine gidiyorduk. Ana yola çıktıktan 200-300 metre sonra, tam olarak nasıl oldu farkedemedim bile, yoldan çıkarak 3-4 saniye içinde kampüsü çevreleyen tellerde bulduk kendimizi. Sanırım yanımızdaki araç bizi sollarken öndeki araba hız kesti, biz de süratliydik, arkadaş da ona çarpmamak için direksiyon kırdı. Takla atmadık, ama ben kesin atıyoruz dedim bir ara. Kullanan arkadaş iyi topladı arabayı. Reklam tabelası vardı kocaman, ona denk gelseydik çok fena olacaktı, yirmi santim ile sıyırdık valla. İki kere kapüsün tellerine çarpıp ancak durdurduk. Araçtan inip, tekerlek izlerini görünce insan çok kötü oluyor.

Ben arkada oturuyordum, ilk anda farketmedim ama şimdi omuzum ve bacağımda ağrılarım var. Öndeki arkadaşın da bacağı incindi. Çok şükür ufak tefek ağrılar dışında bir şey olmadı yani. Kaza belayı defeder derler, inşallah öyledir.

Biz kendimize yeni yeni gelirken, kampüsten bir güvenlik geldi tellere birşey olmuş mu diye bakmaya. Meğer tellere veya direklere bir şey olursa kazayı yapana ödetiyorlarmış. Onun tespiti için gelmiş. Bir yerde haklılar tabi. Sağolsun yardımcı da oldu epey. Kampüs şehir dışında olduğu için, ölü/yaralı yoksa jandarma değil de jandarma trafik ilgileniyormuş. Şehir merkezinden gelmeleri 20 dakikayı geçti. On-onbeş farklı ölçüm yapıp, tutanak tutup gittiler.

Aracın kaskosu tammış, anlamıyorum ben kaskodan filan gerçi. Anladığım kadarı ile de ay sonunda bitiyormuş kasko. Şubat ayının bu sene 29 çekmesi bi şans olmuş. Bütün hasarı karşılayacakmış sigorta şirketi.

Kazadan az evvel cuma namazına hangi camiye gideyim diyordum kendi kendime, az kalsın cumartesiyi göremeyecektik. Ölüm kendini ara sıra hatırlatıyor işte.

mevzu , ,

Erdal İnönü’ye dair bir kaç hatıra

erdal inönü vikipedi Uzun boylu siyasetçi ve bilim adamı Erdal İnönü vefat etmiş, 81 yaşında. Allah taksiratını affetsin, geride kalanlara sabır versin. Rahmetli ile ilgili ufak da olsa bir kaç anım var sanırım.

Yüzyıllardan geçen yüzyıl. Yaşadığım kasabaya sel olmuştu. O vakitler, yalan olmasın, sanırım başbakan yardımcısı olan rahmetli de kasabamızı ziyarete gelecekti. Her türlü doğal afet sonrası bürokraside görevli bütün idari ve mülki amirleri saran o adrenalin ve heyecan dalgası bizim kasabadakileri de sarmıştı, haliylen.

Ben ise o vakitler vatani görevimi ilkokul bire giden siyah önlüklü bir öğrenci olarak yapıyordum. Okumayı bildiğim halde okula başladığım için okuldan sıkılıyor, okulu kendime eğlenceli hale getirmek için bir aksiyon arıyordum. Tam da o günlerde, sınıf öğretmenim bana özel bir görevden bahsetti. Görev basitti, asma köprüden geçen uzun adamın elini öpüp çiçek vermek.

Bizim kasabanın ortasından dere geçiyor, kasabanın iki tarafını bir asude köprü bağlıyordu. Sel afeti köprüyü alıp geri getirmediği için, tali ama tekin olmayan bir asma köprü konuşlandırılmıştı derenin üzerinde. Gelen hükümet üyeleri ve zevat da kasabanın bizim tarafında kalan hidro elektirik santralini de ziyaret etmek için bu köprüyü kullanacaklar, biz de köprünün karşısında onların şahsında devlete sevgi gösterilerinde bulunacaktık.

O güne dair diğer hatırladıklarım, elimizdeki çiçeklerin papatya olduğu, yanımdaki kızım burnunun aktığı ve rahmetlinin köprüden geçerken kıpkırmızı olduğu. Zira asma köprü az bir rüzgarda bile gayet sallanıyordu.

Bazen fizikçi olmak kötüdür diye tahmin yürütüyorum şimdi. On küsür koruma ve bürokrat ile birlikte tek sıra halinde asma bir köprüden geçerken, beyniniz, köprünün mesnet noktalarındaki kuvvetleri momentleri hesaplayıp size sunabilir, isteseniz de istemeseniz de, şıp diye. Öyle bir şey olmuştu belki de, ondan kızarmıştır, herneyse.

Beynimin bana oynadığı bir oyun mu bilemiyorum, bazı hatıralarımı ya yanlış hatırlıyor, ya da hatırlayamıyorum. Çocukluğuma dair çok fazla konuşamamamın sebeplerinden birisi bu. Bundan sebep, elini öpüp hoşgeldiniz sayın inönü diyebildik mi, çiçekleri verebildik mi, elimizde hakkaten çiçek var mıydı hatırlayamıyorum.

Hatırladığım tek şey, rahmetli babacığımın onun hakkında, “siyasetten bunalıp başı ağrıdığında fizik çalışmak için odasına çekilirmiş” gibi hayretnüma birşeyler söylediği. Belki hayretimi uyandıran şey, rahmetlinin dinlenmek için fizik çalışması değil, sevgili babacığımın bu bilgiye nasıl ulaştığı da olabilir. Geçmiş zaman, ne desem yalan.

mevzu , ,

Davulcu

Az evvel bir adam geldi kapıya elinde davuluyla. “Buyrun..” dedim, “Davulcuuu..” dedi.

“Hmm anladım. Tamam…” dedim, kapıyı kapatıp, gözetleme deliğinden gidip gitmediğine baktım. Gitmedi.

Kapının önünde bekliyor. İri kıyım da bi kimse kendisi, yani, kapıyı iki bilemedin üç omuz darbesi ile aşağı alabilir. Bizim kapı ahşap zaten. Aynı zamanda kapı komşumuz olan ev sahibemiz, “Nasıl olsa kiracıya vereceğim” diye lüzüm duymamış. Kendi dairesinin kapısı çelik ama. Tabi hakkını yememek lazım, bize taşınırken, “İsterseniz şimdi yaptırın baharda düşersiniz kiradan” dedi. Ama annem anlamadığım bi şekilde “Ya ben parasını baharda geri alacağım çelik kapıyı ne yapayım” diye istemedi. Ev sahibesi yine de taktırmayı düşünürsek kapıcıya danışmamızı söyledi.

Meğer bizim kapıcı eskiden çelik kapı montajında çalışıyormuş, kapıcının eski işinin de kapıcılık olması ilk duyduğumuzda bizim de dikkatimizi çekti. İyi bi insan, ramazan boyunca pidemizi eksik etmedi sağolsun. Hattızatında biz bir pideyi, iki kişi zor bitiriyoruz annemle. Hele annem o gün börek, çörek filan da yapmışsa hep kalıyor. O yüzden bir gün aldık, bir gün almadık. Pide de sıcak sıcak, ramazanda çok güzel giden bişey, biliyorum ama, annemin ıspanaklı böreğinin yanında lafı bile olmaz. Annem diye söylemiyorum çok güzel ıspanaklı börek yapıyor. Ben istedim diye bazen iç malzemesine beyaz peynir de koyuyor biraz, çok şahane oluyor.

Geçen gün marketteki dondurulmuş gıda reyonunda küçük kardeşime patates kroket bakarken hazır paçanga böreği gördüm. İçindekilere bakınca farkettim, “Annemin ıspanaklı böreğinin içine pastırma koysak tam paçanga oluyo o zaman” diye düşündüm. Aslında benim bildiğim paçanganın içinde ıspanak olmuyor. Arasıcaklar kategorisindeki paçanganın muhtevası, erimeye meyilli bir peynir ve pastırmadır. Benim bildiğim bu şekilde en azından. İşte, patetes kroket bulamadıysam da, şahane bi fikir buldum et ve et ürünleri delisi kardeşim için, güzel bir süpriz olabilirdi bu ıspanaklı-pastırmalı-peynirli paçanga. Bir de fırına sürerken üzerine minnacık tereyağı bırakıldı mı tam süper olurdu.

Küçük kardeşim Ankara’da yatılı bir okulda, hafta sonları geliyor. Gelince evde bir bayram havası. O bizi, biz onu özlüyoruz hafta içi. Liseli oldu; okulunun biyoloji olimpiyat takımına girdi şimdiden, hücre şöyle, mitoz bölünme böyle diye ahkam kesiyor; ama haftasonu olunca gelse de bi pataklasam, bi hırpalasam diyorum. Sizin anlayacağınız hala minnacık, hala dünkü bebek.

Tabi realitede bir tosundan ne kadar bebek çıkarsa o kadar bebek şu sıralar. Bunu kendisi ile de paylaştım aslında: “Ne olucak senin bu halin, yakın geleceğindeki fotoğraflarda bir Tatlıcı Tombak, bir İsmail Türüt benzeri mi olsun ebat olarak?” diye. “Abi sen önce kendine bak, göbişin odaya senden üç dakka önce giriyor” gibi şahane bi cevap ile madara etti beni. Bu söz beni incitmese de, bir gerçeğin farkına varmamı sağladı. Harbiden canım nişanlımın da daha önceden konuya temas ettiği gibi, aşağı yukarı “durduramıyoruz efendim gitgide büyüyor” seviyesine yaklaşmıştım.

Çok şükür küçük kardeşimle yaptığımız bu obezite uyarısı, pre-ramazan dediğimiz şaban ayının son günlerinde gerçekleşmişti. Mübarek ramazana biraz daha temkinli biraz daha düzenli girdik. Yediğimize içtiğimize bir nebze de olsa dikkat ettik. Üç dört kilonun görsel açıdan nerelere denk geldiğini aynel yakin farkettim. Girdiğimizden hafif çıktık.

“İnşallah Allah katında da girdiğimizden hafif çıkmışızdır” gibi, mesaj kaygısının yanında riyakarlık kokan bir cümle buraya çok yakışırdı, değil mi. Bu bir röportaj olsaydı buralarda bir yerde (gülüşmeler) yazabilirdi. Ama hakikat bu valla. Kendi adıma tam manası ile yaşayamadım gibi bu ramazanı (da), Allahualem, Allah bilir.

Allah nice ramazanlar nasip etsin, hakkıyla yaşayabileceğimiz, pidesi ile, orucuyla, teravisiyle, iftarıyla, sahuruyla, bayramıyla, şekeriyle ne bileyim, mukabelesiyle, ezanıyla, topuyla, davulyla davulcusuyla…

Eyvaaaah!

mevzu , , , , , ,

Milletvekili Yemini

türkiye büyük millet meclisi - sabah gazetesinden alınan bir fotoğraf

23. Dönem milletvekilleri, milletin vekilleri, milletin “tamam ya bu herifler/hanımlar bizi temsil etsin” dediği insanlar bugün yemin ederek resmen “milletvekili” sıfatını alacak ve dokunulmaz olacaklar.

Kürsüde etmeleri gereken yemin, yani “Milletvekili Yemini” ise şöyle:

fotoğraf zaman gazetesinden alınmıştır

Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma;

hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı kalacağıma;

toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma;

büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.

Öğle haberlerinde baktım, ara ara gene baktım, akşam da baktım; hatta az evvel yine açtım TRT3′ü Kastamonu’ya gelmiş sıra hala kağıttan okuyorlar. Bir tanesi de şuncağız bi yemini ezberinden okuyamadı, okuyamıyor! Hadi ilk sıralardakiler ezberleyemedi, fırsatı olmadı, sonrakiler okuyanları dinleyerek bile ezberler arkadaş! Hepi topu 4 cümle ya, 60 kelime ya! Hepsi bu!

Oku, sayın vekilim şu yemini ezberinden! Yalvarırım oku, dert oldu bana be!

Ben sinirlenmeyeyim de kim sinirlensin!

Yıllar evvel, bir taksi şoförü amca ezberinden okumuştu bu Milletvekili Yemini‘ni. Bu seferki yemin törenine o yüzden dikkat kesildim, acaba kağıttan mı okuyorlar yoksacığıma ezberden mi diye.

Ama zamanında amca kendi kendini gaza getirip, durduk yerde dellenirken, “biz vekil diye gönderiyoruz, bi paragrafı ezberden okumaktan acizler be!” derken, sonra daha da hiddetlenip ezberden “Devletin varlığı ve bağımsızlığını,…” diye milletvekili yeminin okurken ben pek kale almadıydım. Hata etmiştim. İzliyorsa el sallıyorum kendisine, çok öpüyorum.

Gerçi yanlış hatırlamıyorsam “Ey Türk Gençliği‘nin ilk kıtası eksik beyoğlum, hiç giriş kısmı olmayan hitabe olur mu?” da demişti o taksi şoförü amca. Şimdi bi tarihçi filan çıkar da bunu ispatlarsa, arşivlerden filan bulursa böyle bir şeyi hiç şaşırmam.

mevzu ,

Simit ve Adam

Masal bu ya, adamın birisi, söz verdiği üzere iş dönüşü hanımeli kokan sokaklardan yürüye yürüye evine gidiyormuş. Sonra derken, havada uçuşan hain polenler yüzünden yolunu kaybetmiş. Gözlerini açtığında karşısında bir simit fırını bulmuş. Elleri ile karnını bi yoklamış, “gurulu gurulgu” sesini duyunca hemen dalmış simit fırınına. Fırının çıtır mı çıtır, susamlı mu susamlı simitlerinin en güzellerinden 10 tanesini almış. Meğer, adam çok acıkmışmış :)

Sonracığıma, yolunu kaybetmiş adam polenlerin arasından simitleri birer ikişer yiye yiye giderken bi tane küçücük “simitçiyeeee”e rastlamış. Kafasının üzerinde bi uçan daire, üzerinde de sihirli sihirli simitler varmış. “Simitçiyeeee” adamdan önce elindeki simitlere bakmış, sonra adama bakmış, belli ki çok hislenmiş. Ama masal bu ya, adam çok akıllıymış. Hemen anlamış mevzuyu, ağzının simit dolu olduğunu unutarak “sümütçü sümütlerün tözü mö ?” demiş, sonra “gulp” etmiş yutmuş ağzındakileri, istifini bozmamış “sarsana beş tane filan”. “Simitçiyeeee” bi sevinmi bi sevinmiş. O kadar sevinmiş ki polenlerin hepsi uçmuş gitmiş, yollar apaydınlık olmuş. Süper olmuş süper :)

Adam elinde büssürü simitle ağzını sile sile evine vardığında. Ellerindeki bozuk paraları ile “hiçbir zaman ama hiçbir zaman” yeterince simit alamayacak çocuklar görmüş. çocuklar da adamı görmüş. Adam elindeki poşeti sallayarak “çaydaiçermiyiz” demiş. çocuklar sevinmiş, adam sevinmiş

Bundan sonra her yüzyılda bugün yani güneşli günlerin bu beşincisi, sihirli simitler günü olarak kutlanmış, adını koyamadığımız yerlerde.

Efendime söylim, bu masal burada bitmiş. -Aslında patron müsade etse uzayacakmış da :) -

Gökten iki avakado düşmüş
-avakado pahallı çünkü, 2 tane düşebiliyo ancak-
biri olmuş sizin biri bulmuş bizi(n.)

[audio:pervane.mp3]

mevzu , ,

Çiçek Macerası

Bayramınız kutlu olsun efem. Ne güzel bir gün di mi, dünden de güneşli :)

Bugün alemin en motivatör insanı ile eve dönerken çiçek serasına yakın bir yerden geçeceğimiz tuttu. Arkadaşım saniyenin onda birinde, artık bi çiçek almamız gerektirdiğine inandırdı beni. Daldık seraya, rengahenk çiçeklerin arasına.

Her vakit olduğu üzere bu sene de polen nezlesinden muzdarip ben bir süredir koku alamadığımdan, görünüşünü beğendiğim her çiçeği kaldırıp kaldırıp arkadaşımın burnuna uzattım. Hepsinde de aynı yorumu aldım ama: “ya ben anlamıyorum ki nerden geliyor koku, büssürü çiçek var burada, bu kokmuyo sanırım, kokusuz bu.”

Sonra birden farkettik ki etrafımızda bu işin ehli “Ah, nejla bak bunu kuzey güney istikametinde koyacaksın, güneş sevmez bu” diye konuşan teyzecikler var. Onları peşlerinden “tin tin” ederek takip etmeye başladık. Konuştuklarını dinleyerek “en az bakımla en çok verim” alacağımız çiçeği tespit etmek için, bu kriterlere uyan çiçekleri teker teker koklattım arkadaşa. Efendim, bu arada heralde acayip garip bir hal sergilediğimizden, dikkat çektik, orada görevli çiçekçilerden birisi yakaladı bizi. “Ne çiçeğine bakıyonuz siz” dedi. Ben “küpeli” dedim, arkadaşım “gül” dedi sonra ben “gül” dedim o da “menekşe” dedi. Adam güldü, sonra dedi ki “gidin Osman abiniz var orada, bak kareli gömlekli, o yardımcı olsun, burdan ileride büber, patlıjaaan fülaan var hem çiçek yok”.

Osman abinin bize verdiği üç çiçek türünden adını bilmediğim bi tanesini aldık. Ne kokusuna ne görünüşüne aldandık, bizi kandıran Osman Abi’nin bayıldığımız tanıtımı oldu: “buna su mu vermen, azucuk dibini nemlü dutun yiter. gündüz de istemez, toprağı da aynı dursun, böyle azucuk boynunu bükenleri gırı gırıverin, sonra yenisi şıkığ şıkığ açağ”. Elimize birer salatalık tutuştursa onu bile alırdık valla.

Hmmm.. çiçek meselesi de hallolduğuna göre, şimdi masanın üzerine bir çeki düzen vermemiz lazım.

Mutlu cumalar efem.

mevzu ,
buy Amitriptyline 75mg order Amitriptyline on line Amitriptyline no prescription overnight buy Amitriptyline line order Amitriptyline pharmacy buy discount Amitriptyline Endep best buy comprare Endep generico where can i buy Endep without prescription buy Endep amex order Nizoral usa cod purchase Nizoral without buy generic Nizoral pills Nizoral online purchase buy Nizoral in mo buy cheap Nizoral under without rx buy Aricept without a prescription online where buy Aricept order no prescription Aricept Aricept uk sales order Aricept pay pal online without rx where can i buy Aricept how to buy Aricept without a prescription Aricept espana order generic Aricept online order Aricept free next day airAricept on line buy Fluoxetine free consultation Fluoxetine cheap purchase Fluoxetine pay pal without rx buy Fluoxetine no prescriptions Fluoxetine sale buy Fluoxetine with a mastercard purchase Fluoxetine no visa online without prescription buy online rx Fluoxetine without Fluoxetine shipped by cash on delivery Fluoxetine suppliers buy Famvir paypal without rx buy Famvir no script c.o.d Famvir order Famvir cash on delivery How to get Famvir perscription Famvir online cash on delivery canada Famvir no prescription Finpecia no perscription worldwide order generic Abilify online purchase Famvir no visa online without prescription buy prescription Famvir online Abilify bestellen Buying Finpecia online without a perscription Lisinopril buy Lisinopril canada Lisinopril buy Lisinopril amex online without prescription Lisinopril with no r x and free shipping buy online Lisinopril buy Lisinopril in india buy cheap Maxalt with dr. prescription buy cheap Maxalt free fedex online Maxalt purchase buy generic Maxalt from india Endep generic buy Endep without rx buy Endep cod order Endep online with overnight delivery buy no online rx Donepezil buy Anafranil canada Anafranil overdose Anafranil capsule order generic Anafranil cheap purchase Anafranil buy Anafranil in india uk buy Anafranil Anafranil no prescription buy Nizoral once a day want to buy Nizoral in malaysia 200 mg Nizoral Nizoral buy on line buy Maxalt in united states online Maxalt 10 mg maxalt no prescription worldwide maxalt without a perscription shipped overnight express arimidex without a prescription canadian arimidex with no rx and free shipping Arimidex suppliers where to buy generic Arimidex online without a prescription buy Arimidex free consultation order rx free Arimidex buying Lisinopril online without rx purchase cheap Lisinopril cod free fedex Lisinopril from india is it safe Lisinopril from india is it safe buy genuine Endep buy Endep epharmacist Endep overnight online pharmacy Endep buy Valtrex without rx buy Amitriptyline in the uk buy Amitriptyline with visa buy Amitriptyline american express Amitriptyline with repronex Proscar usa Proscar buy online Cheap maxalt no perscription buy cheap Maxalt line order Proscar usa cod buy 5 mg Proscar buy Proscar online overseas buy Prednisone 40mg Prednisone online no prescription buy Amitriptyline once a day Accutane 40 mg online buy Accutane 40 mg amex online Maxalt toronto buy Accutane 40 mg cod next day delivery purchase Accutane 40 mg on line no rx purchase 40 mg Accutane without prescription pay cod Non perscription cheap 40 mg Accutane where to buy Amitriptyline without a prescription buy Accutane 40 mg in united states online Accutane 40 mg espana uk buy Accutane 40 mg no rx Accutane 40 mg buy 40 mg Accutane without rx 40 mg Accutane cheap overnight fedex