Vakti zamanında, hatırlayan liseli olamaz, Şota ile Arçil vardı Trabzonspor’da. İşte onların bir de tercümanı vardı:
Daha kaliteli bir görüntü için facebook’tan seyredin.
Meraklısına Şota Arveladze, Arçil Arveladze ve Arveladze Vakfı.
Vakti zamanında, hatırlayan liseli olamaz, Şota ile Arçil vardı Trabzonspor’da. İşte onların bir de tercümanı vardı:
Daha kaliteli bir görüntü için facebook’tan seyredin.
Meraklısına Şota Arveladze, Arçil Arveladze ve Arveladze Vakfı.
RTÜK’ün yeni projesiymiş. 21:30′dan sonra, çocukları “dooooğ-ru yatağa” gönderme projesi. Tele dedikleri, bacakları olan ama kolu olmayan, kutu şeklinde antenli bir göz 21:30′dan sonra çeşitli bant reklamlar şeklinde aniden karşımıza çıkarak “bugünlük televizyon yeter, bütün çocuklara iyi geceler” diyecek. Çocuklara uyku saatini hatırlatmaktan ziyade, anne babalara çocukları yatağa gönderme zamanını bildirecek bir uygulama.
Prensip olarak çocukların yatağa erken gönderilmesinden şikayetçiyim. Sırf bu yüzden Parlement Sinema Kulübünü seyredememiş onlarca arkadaşım var benim. Ertesi gün, muhabbetin içine dahil olamamanın ezikliğini hiç bir psikolog tedavi edemez.
Öte yandan bizim Muhterem Ömer (1) de seviyor televizyona bakmayı, denk geldikçe, özellikle reklamlarda. Takılırsa alamıyoruz karşısından. Hele şimdi yeni yeni yürüyor, televizyona bakarsa dengesini kaybedip düşüyor bazen, düştüğü yerden seyretmeye devam ediyor. Çok fena. “Bir saat televizyonun zihinde yarattığı tembelliğin telafisi ancak bir hafta kitap okuma ile olur” diye bir şey okumuştum küçükken, hesaplıyorum, o hesaba göre Muhterem Ömer’in de nerden baksan bir tam gün filan kitap okuması lazım. Mümkünatı yok, çünkü adam henüz bebek, okuması yok. Akıllı logoları da kategorik olarak reddediyor, yine bebek olmasından dolayı.
Bebeklerin laftan anlamaması üzerine daha konuşuruz ama ana konuya, yani RTÜK’ün çocukları yatağa gönderme konusuna geri dönersek, bence seçilen bu 21:30 saati de çok saçma. E, okuldan gelen çocuk yemekti dersti ödevdi derken, az iki dakka da TV’ye bakayım demeye kalktığı anda ya “ana haber”lere denk gelecek veya sağ alt köşesinde “anahaber’e 3:26 dk kaldı” yazan reklam’a. Yani seyredeceği ya ıvır zıvır politika haberleri ya kendisine zerre eğlence veya heyecan ya da eğitsel bir şey sağlamayacak diğer haberler veyahut abuk subuk reklam tekrarları. En dandik dizinin bile geçen hafta özeti 21:00′de başlıyor zaten. Yani böyle bir şey yapacaksa çizgi filmler ile diziler, dizilerle de anahaberler yer değiştirilmeli. Dizi özetleri yerine de bir önceki günün haber özetleri verilebilir. Uygundur.
Fringe‘nin Türk versiyonu, ama biraz daha fazlası galiba:
Fringe, X-Files, Alias, CSI, Supernatural gibi dizileri alın. Halka, Testere gibi gerilim filmleriyle birleştirin. Her bölüm ayrı bir hikayenin araştırılıp çözüldüğü ajan dizisi klişelerini de üzerine ekleyin. Ve tüm bu araştırmaların bizim yöntemlerimizle çözüldüğünü hayal edin. İşte Prinç bunun gibi bir şey.

Cuma gecesi bir buçuk yıl sonra halısaha maçı yaptım. Takdir edersiniz ki ertesi gün pert vaziyetteydim. Zaten havalar arabistan, yattığım yerden interete aktım bütün haftasonu. İnci’de takılmak sinirimi stresimi alıyor, löp et kalıyorum. Seviyorm. Yargılamayın, hele hele dil, jargon muhabbetine girerseniz üzülürüm, sonrada gelir kalbinizi kırarım. @2′si olsun, üçküncüleri olsun, sevilmeyen modları, dedeleri olsun bir nevi vaha benim için. Hele friendfeed ve twitterdaki egomaniac tavırları filan görünce… daha rahat, daha şamata, daha daha bir alan oluyor birden bire…
İşte… İnci şöyle tatlı böyle güzel de, yan etkileri de yok değil. Bunlardan birisi mesela, liseli nefreti aşılıyor bünyeye. Liseli ergenlere ve liseli zihniyete düşman ediyor adamı. Bunu ancak pazar akşamı gittiğim misafirlikteki sivilceliyi görünce farkettim. Düzeltiyorum, hemen yanımdaki zigon sehpanın ayağından tutup karşımdaki sivilcelinin kafasına geçirmeyi düşünürken farkettim. Aslında görmemle hamle yapmam arasında çok fark yok. Böyle zaaaaaaa, xd xd xd (iksde iksde) diye gülmeler, eeeeaaae eaeaeee diye ünlemler, sağa sola cins bakış atmalar, sürekli sıkıldım ben modunda nefes alışlar… Valide sultanı da olay mahallindeydi. Haliyle konu üniversite sınav sonuçlarına tercihlerine filan geldi tabi. “Vay efendim şöyle başarılı benim yavrum böyle müstesna filan” diye dış ses veriyor valide sultanı, ergenimde oradan gerim gerim geriniyor, üniversiteyi ailesinin yanında okumasının derslerine nasıl pozitif etki yapacağından filan bahsediyor, tıp yazacağından, mühendisliği düşünmediğinden filan konuşuyor, göbek de bırakacağım diye eze eze geliyor karşıdan. Bir kere de okulu sekiz yılda bitirdiğimi söylemiş bulundum. Şükür kardeşim Tübitak Olimpiyatlarından madalyalı bir ergen de, o cihetten herhangi bir eziklik yaşamadan taarruza geçtim. Hatta lafı kardeşimin biyoloji/ tıp/ genetik türü bölümlere giderse alacağı ek puanlardan vazgeçip MF yerine TM klasmanından girip uluslar arası ilişkiler okumak istediğine filan getirip iyice ezdim liseliyi. Biraderin bu hareketine karşı “vay kerizim” filan gibi bir yorum yapması ihtimalini de, elimi zigon sehpanın bacağına götürerek bertaraf ettim. Kardeşi üzerinden prim yapan bir abi olmayı göze alarak salvoları savuşturdum, yenemesem de ezilmedim.
Aslında gençleri severim. Ama İnci’nin göstermiş olduğu liseli hakikati doğrultusunda tavırlarımı gözden geçirmem gerektiğini farkettim. Özellikle bu karşılaştığım modelden bir daha denk gelirse ağzını yüzünü kırmak niyetindeyim. Hatta aslında kardeşim hariç başka liseli ile muhattap olmak istemiyorum bundan sonra. Onu da işte MF yi reddedip TM den sınava girmek istediği için elde ettiği sözde karizmadan dolayı. Yoksa liseli liselidir. Liseli varsa aranızda gelmesin bir daha.
Her aileye bir hekim atıyorlarmış, meşhur aile hekimliği işte. Yemekte konuşuyorlardı. Bazısı 60 yaşında bazısı yeni mezunmuş filan. Ben de merak ettim bizim aile hekimi kimmiş diye. Şimdilik Nagihan yürütüyor o işi.
Aradım taradım. Bir sürü arama motoru türemiş aile hekimliği ile ilgili ama hiçbirisinden bir sonuç alamadım. Sağlık Bakanlığının kendi sayfasında bir Aile Hekimi Sorgulama moturu var ama o da “cilt no yanlış” diyor sürekli. Bakanlığın sitesi ayrıca “Bu web uygulaması dışında kullanılan diğer Aile Hekimi Sorgulama Web Uygulamaları YASAL değildir. Önemle duyurlur.” demiş. Bilemedim, bulamadım yani.
Velhasılıkelam bizim aile hekimi halâ Nagihan.

İzlanda’nın son isteği: “Küllerimi tüm Avrupa’nın üzerine savurun“. [via] ,(foto: huffingtonpost )
Çok televizyon seyretmiyoruz aslında. Ama kırık iç antenle zap yapmak da keyifli olmuyor. Bu yüzden geçen hafta aniden bir uydu reciever siparişi verdim. Apartmanının merkezi sistemini kullanacağımız için çanak çömlek detaylarına girmeden en uygunu hangisi olur diye ufak bir araştırmadan sonra SeoulTech Hiremco 1453 FTA‘yı seçtim. Sadece Tv ve anten girişine iki kablo soktum ve 37 ekran Tv’miz 2000′e yakın kanal ile çoştu. Meğer bu model uydudan güncelleme yapıyormuş otomatik olarak. Yoksa biraz meşakkatli işmiş.
Şimdi, ben sadece Az Tv ile mutlu olabilirken yüzlerce fantastik – kuntastik kanalla tanıştım. Erotik sohbet kanallarını, dandik müzik kanallarını, vaaz kanallarını filan silince 300′e yakın kanal kaldı. Yerel yayın yapan Türk kanallarının bazıları sadece müzik veriyor görüntü olarak da kartvizit gösteriyor. Bildiğin kartvizit yani. Onları da sildim. Yeni keşfettiğim bu dünyada optimum kanal listeme doğru emin adımlarla ilerliyorum.
İşin ilginç tarafı, bir iki günlük baş döndüren zap seanslarının sonunda, eski halimize geri döndük. Hemen hemen yine aynı kanallar yine aynı süre. Ama bir netlik geldiği kesin.
Welcome Mr. Obama.
Barrack Hüseyin Obama gelmiş dün, yenge gelmemiş. Kim konuştuysa dinledim televizyon kanallarında. Bush döneminin mirasını, yani Türk Halkı’nın %80′leri bulan “Amerika(n) Karşıtlığı” düzeltmeye geldi diyorlar. Yoksa konuştukları hep hava civa diyorlar. Bence yekpare top atışından tırsması dışında delikanlı bir adama benziyor. Hayır benim gibi afro-american olduğu için bro. ayağı çekmiyorum kendisine. Bana bir Mr. Prezidente’den ziyade NBA’den bir basketçiyi çağrıştırıyor. Veya bi Yattara bi Kompela sıcaklığı alıyorum. Ha diyeceksin “Onlardan ne sıcaklığı aldın bakayım hacı?”, derim ki “Ben onlarda insanlığı ben onlarda güneşi gördüm”.
Güneşi gördüm deyince aklıma geldi. Bobiler için bir monte yapmıştım. Güneşi Gördüm filminin afişinde yer alan bebek halteri metaforu, burada, Konya vilayetinde özel bir hastanenenin logosunda da var. Kimseye değişik gelmedi sanırım bu logo ki yılların hastanesi hala bunu kullanıyor. Tüp bebek konusunda iyi olduğunu söylüyorlar, bir zafer arması gibi sanki bu logo. Her neyse işte bu bahsettiğim monteyi bugün Vatan Gazetesi’nin sitesindeki foto galeri bölümünde gördüm. Sadece benim monteyi değil o konu hakkındaki bütün monteleri araklamışlar. Zaten Bobiler.org’daki adamımız Ozan bir röportajında bundan dert yanıyordu. Ha şimdi soracaksın “Senin Vatan Gazetesi’nin foto galeri sayfalarında ne işin vardı hacı?” diye, cevap vereceğim “Ben onlarda insanlığı ben onlarda güneşi gördüm”. oldu gibi yapın.
İşte bugün Obama geldi, hem de Rasmussen insanını NATO’ya genel sekreter yapıp da geldi. O da ayakta duramayan bi adammış, kolu bertilmiş. Tipsiz. Medeniyyetler ittifakında da konuşmuş, simutane tercümanı gördüm adamı dinlemiyor önündeki notlarından çevirmeye çalışıyordu. Öyle simultane tercüme işi varsa beni de yazdırın. İngilizce – türkçe dijital sözlüğümü kapıp gelirim.
İşte Obama gitti bugün mecliste konuştu, prompter mi diyorlar, ondan bakarak. İngilizcesini geliştirmek isteyen varsa konuşmasının ingilizce transkripti de var. “Evet” dedi arada, müslüman bir ailedenim dedi, mehmet okur dedi hido dedi. Tokalaşmak için birbirini ezdi bazı vekiller.
Good bye Mr. Obama. Biliyor musun, LinkedIn’de hesabını görünce hakikaten kral bir adam olduğunu anladım. Gerçek anlamı ile de kralmışsın zaten. Zaman ne gösterecek, bize hangi kelekleri atacaksın bilemiyorum ama seni George w Bush’tan daha çok seveceğim sanırım. Onu sevmediğim için düz mantık kurdum.
Şeçimlerde oy kullanmaya gittiğimizde biraz sırada bekledik. Sırada beklerken hemen önümüzdeki beyabi, eşine oyunu nasıl kullanması gerektiğini anlattı uzun uzun. Kesinlikle yalnış yapmaması için türlü türlü tüyorlar filan. Son ne oldu, hanımabla paşa paşa oyunu kullandı. Beyabi ise yanlış bir yere bastığı için oyunu yeni pusula istedi. Alamayacağını duyunca paravanın arkasından “tak tak tak tak” sesleri geldi, hepsine bastı mührü, oyunu yakmak için.
Profosyonel hayatım konusunda bir kısım yol ayrımındayım şu günlerde ben de, beyabi gibi sağa sola teknik taktik anlamında akıl verme durumunda pek olmasam da en sonunda oyu yakmaktan çekiniyorum. Şu an için seçenekler bir oy pusulasındaki kadar değil, hatta biraz düşününce gönlüm sadece birisinden yana. Bir de mutlu edecek işin peşinde koşuyorum sanırım, hayırlısı olsun.
Dolayısı ile pek tadım yok. Blog yazmak da biraz tat tuz işi değil mi zaten?
Bu arada “Blog Ödülleri” için son 2 gün. Sıramı savdığım için ben katılmıyorum Ben de katıldım. Bu sene epey ödül dağıtılacakmış. Bloguna, ziyaretçisine güvenen katılsın.
Nurullah Genç‘in ödüllü, enfes naat’ı Yağmur. İşte onun hikayesi:
İki kişinin bu şiiri yorumlamasını çok sevdim, birisi Dursun Ali Erzincanlı (dinle), diğer de kısaltılmış halini seslendiren İbrahim Sadri (dinle).
Bu vesile ile Mevlid Kandilinizi de kutlarım. İnşallah bütün coğrafyalar ve bütün alemler için hayırlara vesile olur.
Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainatYıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydımHasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştüİhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Continue reading