Bugün okulun kantininde gazeteleri karıştırırken Haşmet Babaoğlu’nun yazısına denk geldim. Popüler bir kitap olan The Secret ile ilgili birşeyler yazmış; “The Secret’ın asıl sırrı“:

Kitabı okuyunca “œcanım bu kitap babaannemin duaları ve batıl inançları gibi bir şey” diyenler var. İyi niyetlerine rağmen özünde yanılıyorlar.
Babaannelerimiz de kırk kez söylenenin gerçek olacağına inanırdı ama ne isterlerse Tanrı’dan isterlerdi.
Bilirlerdi ki, sadece kendileri istediği için değil, Tanrı istediği için dilekler kabul olur.
Hem ilgilisine hatırlatmanın tam sırası…
İnsan dua eder, diler, ister ama bütün dinlerde kesin uyarı şudur: Neyin gerçekten hayır neyin şer olduğu bilgisi ne evrene ne de insana aittir. (“œOlur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır, sevdiğiniz bir şey de şerdir. Allah bilir de, siz bilmezsiniz.” Bakara/216)
O yüzden dualar takdiri Allah’a bırakır.
O yüzden dua denilen şey The Secret’taki gibi önü alınmaz bir tutku ifadesi değil, yakarış ve teslimiyettir. (tamamını okuyun)
Kitabın “dini bir mesaj vermeyip dini bir öğretiymiş gibi yaptığını” veya “bilimsel olmadı halde bilimselmiş gibi yaptığını” iddia eden Babaoğlu’na ancak kitabı okuyanlar karar verecek.
Hazır konu açılmışken “Dua“nın ehemmiyetini anlamak adına “Dua” başlıklı bir yazıdan sizi haberdar etmek isterim (Halim Çalış’ın yazısı): “Dua”
Duanın önemi hakkında söylenmesi gereken en önemli şey Furkan suresinde geçen şu ayet olmalıdır: “Habibim, insanlara de ki, duanız olmasaydı Allah katında ne ehemmiyetiniz vardı“.
Evet Allah katında bizim ehemmiyetimiz, değerimiz duamız sayesindedir. Duamız yoksa bir değerimiz de yok demektir.
Onun için Allah’ın bütün sevgili kulları duadan bir an bile uzak kalmamışlardır. Mesela Kur’an’da peygamberler anlatılırken hep onların duaları nazara verilir ve onların dua insanları oldukları vurgulanır. Hz. Adem dua eder ve hatası affedilir. Hz. Nuh o denli gürül gürül dua eder ki, onun duası neticesinde tufan gerçekleşir ve o da tufan peygamberi olur. Hz. İbrahim dua dua yalvarır, ve nesiller sonra Peygamber Efendimiz diyecektir ki “Ben dedem İbrahim’in duasıyım”. Hz. Musa her dem dua halindedir ve duasıyla kardeşi Hz. Harun, bir insana lutfedilen en büyük makama mazhar olur, yani peygamber olma şerefiyle şereflendirilir. Hz. Yunus’un, Hz. Eyyub’un ne hazin duaları vardır. Hz. Zekeriya, Hz. İsa hep dua insanlarıdır.
Ve Peygamber Efendimiz (s.a.s), ömründe bir an bile duadan uzak olmamıştır. Peygamber Efendimiz’in duaları bir araya getirildiğinde oldukça hacimli bir dua mecmuası ortaya çıkmaktadır. Sonra peygamberlerin varisleri olan din büyüklerine baktığımızda onların da birer dua kahramanı olduklarını ve hayatlarını dua çevresinde örgülediklerini görüyoruz. Bir Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin, bir Şah-ı Nakşibendi, bir İmam-ı Rabbani hazretlerinin dualarına baktığımızda kalbimiz duracak gibi oluyor, ve onların kulluk şuurlarına, Cenab-ı Hak karşısındaki saygılarına hayret ediyoruz.
Kısacası Allah’ın bütün sevgili ve değerli kullarının hayatında dua çok önemli bir yer işgal etmektedir. Onlar büyük insan olduklarından mı duaya bu kadar önem vermektedirler, yoksa duaya çok ehemmiyet verdiklerinden mi büyük insan olma payesine ermişlerdir. Şöyle veya böyle ayet bize diyor ki “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz vardı”. (yazının tamamını okuyun)