Yaşlı insanlardan nasihat dinlemeyi seviyorsanız, onun ingilizcesini blog yapmışlar: Life Advice From Old People. Bunun aynısını bizim memlekette yapsan hiç malzeme sıkıntısı çekmezsin.
Yaşlı insanlardan nasihat dinlemeyi seviyorsanız, onun ingilizcesini blog yapmışlar: Life Advice From Old People. Bunun aynısını bizim memlekette yapsan hiç malzeme sıkıntısı çekmezsin.
Bilenler bilir inşaatlar iki tür, kimisi yatayda ilerler mesela demiryolu olur, kimisi de düşeyde mesela bodrum kat olur. Yatayda ilerleyeninden düşeyde ilerleyen(ler)ine geçiş yaptım. Güzel de oldu, hamdolsun. Mesai saatleri içinde şehrin en tepesindeki insanlardan biriyim artık. Sadece iki yüksek katlı binası olan bir şehir için pek havalı bir şirkette pek havadar bir pozisyon. Belki ramazan sonrası Tripoli’deyiz, netlik yok, herneyse. Meraklısı için, iş ile ilgili yazılar yazmamamın bir sebebi, akşamları çok uykumun geliyor olması. Yoksa otuz iki cilt ve dört fasikül macera var. Ama bir büyüğümün de dediği gibi “Gece olunca geçiyor yatıyoruz“.
Kıymetlim Nagihan, “Sanırım ben önümüzdeki dokuz ay filan kolbastı oynayamayacağım” dediğinden beri altı ayı biraz geçti ve ben o günden beri bir baba adayıyım. Güzel bir süreçmiş. Üşengeçinsanlargil familyasından olmasaydım bu olay bağlamında da günlük 10 yazı yazardım siz de belki okurdunuz, “Bütün sülalenin kız bebek beklerken aldığı pembe renkli yün yumaklarını iki hafta sonra mavisi ile değiştirmesi” gibi filan. Ama dedikleri gibi “Üşeniyorum öyleyse yarın“.
“Gog” ve “Puslu Kıtalar Atlası” şimdilerde okuduğum iki kitap. “Atem tutem men seni” ve “Çilekli” dilimdeki şarkılar. “Duha” her zamanki gibi en tatlı gelen Kur’an suresi. “Sabah” en çok kaçan. Şekerciden bilye büyüklüğünde “rengarenk sakızlar” ve “patlayan şekerler” almak yeni eğlencemiz. “Şeftalili Nestea” ve “Soda peşine Türk kahvesi” sevdiğimiz içecekler.
Yıllardır düşlediğim bir şey, kişisel gündemimi popüler gündemin üzerine çıkarmaktı. Hamdolsun çok yaklaştım gibi. Farkındalığın aslında o kadar da gerekli bir şey olmadığını, şu hayatta Mevlana’nın yanı sıra Şems’in ve Tavus Baba’nın da var olmuş olduğunu bilmenin, gedavet rüzgarı’nın hanımeli kokusuna karışınca ayaklarının yerden nasıl kesildiğini görmenin, safllığa yatmanın değil de bizzat saflığın ne bulunmaz bir nimet olduğunu anlamak istersen, şu hikayeciği dinle … demek isterdim ama hikayem henüz bitmedi. Belki ve hatta belli ki yeni başlıyor.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Şeçimlerde oy kullanmaya gittiğimizde biraz sırada bekledik. Sırada beklerken hemen önümüzdeki beyabi, eşine oyunu nasıl kullanması gerektiğini anlattı uzun uzun. Kesinlikle yalnış yapmaması için türlü türlü tüyorlar filan. Son ne oldu, hanımabla paşa paşa oyunu kullandı. Beyabi ise yanlış bir yere bastığı için oyunu yeni pusula istedi. Alamayacağını duyunca paravanın arkasından “tak tak tak tak” sesleri geldi, hepsine bastı mührü, oyunu yakmak için.
Profosyonel hayatım konusunda bir kısım yol ayrımındayım şu günlerde ben de, beyabi gibi sağa sola teknik taktik anlamında akıl verme durumunda pek olmasam da en sonunda oyu yakmaktan çekiniyorum. Şu an için seçenekler bir oy pusulasındaki kadar değil, hatta biraz düşününce gönlüm sadece birisinden yana. Bir de mutlu edecek işin peşinde koşuyorum sanırım, hayırlısı olsun.
Dolayısı ile pek tadım yok. Blog yazmak da biraz tat tuz işi değil mi zaten?
Bu arada “Blog Ödülleri” için son 2 gün. Sıramı savdığım için ben katılmıyorum Ben de katıldım. Bu sene epey ödül dağıtılacakmış. Bloguna, ziyaretçisine güvenen katılsın.
Evin içinde bağıra bağıra dolaşırken:
B – terazi lastik jimnastiiiiiiiik, rulokat! rulakat!
N – rulokat değil, çokonat o
B – …
N – sen de benim saçıma çok süper olmuş demedin!
Hayat güzel yeeaa..
Günler 72 saat olsa yine yetişmeyecek işler, güçler. Kafamın içinde köşe kapmaca oynayan düşüncelerin arasından sıyrılıp kafamı veremiyorum. Odaklanma problemim var sanırım. Ya da kendimi kandırıyorum. Sadece iflah olmaz bir tembelim.
Allah’ım, tembelim belki, ama seni çok seviyorum.
Herşeyden, ve bi’çok şeyden, ve diğer şeylerden evvelen yeni hicri yılınız kutlu olsun efendim; yarın 1 Muharrem 1428. Bu yılın son gecesinde yolculuk gözükmesi de halisane bir tevafuk olarak kayıtlara geçsin lütfen, mecazi hicret~ilahi hicret.
Öte yandan site ile alakalı bir haber: yeni şekil şemal böyle bişey, az evvel yükeldim. Bir iki yerinde bariz aksaklıklar var farkındayım. Yarın şehir dışındayım ve dönüşte kalan finallere devam edeceğim içinbu aksaklıkları hemen düzeltemeyeceğim, ama bu arada sizin de gözünüze çarpan aksaklıklar filan varsa belirtirseniz çok şahane olur. Hepsini toptan temizleriz. K2 SVN üzerine yaptım bunu. WordPress 2.1 RC2 üzerinde çalışıyor, yaklaşık 40 adet eklenti ile. WP 2.1 gerçekten çok hızlı ve çok şahane olmuş, yakında stabil sürümü de çıkacaktır. En beğendiğim özelliği ise siz yazınızı yazarken otomatik kayıt yapması (AutoSave – sanırım iki dakikada bir).
Son olarak, Allah’ın laneti Hrant Dink süikastine bir şekilde karışanların üzerine olsun! Amin. Herkesin bir planı olduğu gibi Allah’ında bir planı vardır elbet!
Daha söylenmemiş ve söylenmişse de herkesçe anlaşılmamış olanın adıyla… ‘
Hiç beklenmedik bir anda apansızın gelecekmişsin. Öyle diyor lugâtler. Veya gökten ““belki de aheste aheste, nazlı nazlı- inecek bir melekmişsin. Öyle anlatıyor seni kitaplar. Ama sadece bu kadar ““ne olurdu az/biraz daha bahsetselerdi-. Continue reading
Evet sevgili ziyaretçi, az evvel farkettiğime göre ofiste unuttular beni. Kepengi mepengi üzerime kilitleyip gitmişler… Neyseki hemen ilgili kişileri aradım da sevgili Restorant Müdürü’nün -herhalde beni motorunun arkasına bindirmemek için, hıh!- beni ofiste unuttuğunu söyledim… Yoldalarmış ve beni almaya geliyorlar..
Evet sevgili ziyaretçi, zaten telefonum bozuk, zaten uykum var…
Bu arada sen de boş durma hadi, Bloggrrr diye bişe ekledim en sağ tarafa technorati şeysinin altına. Oradan “Great” olanını tıklayıver. Şuradaki Bloggrrr listesinde yukarılara taşı bizi. Milli bir mesele, ulusalcılık falan.

Bazen kıymet biçemediğiniz arkadaşlarınız sizin için aynı şeyi düşünmüyor olabilirler. O arkadaşlarınız bu durumu “Birisi senin en iyi arkadaşın olabilir, ama bakalım da sen onun en iyi arkadaşı mısın” şeklinde Lise 2′ye giden kızlar için hazırlanmış repliklerle açıklamaya çalışabilir. İşte o an, o vatandaşla bundan gayrı değil “kıymetli bir arkadaş”, sadece “arkadaş” olarak bile kalamayacağınızın tarihe işaretlenme anıdır. Bundan sonra geçmiş günlere vefa adına kendisi “bir tanıdık” olarak nitelendirilmedir. Selam, elbette Allah’ın selamıdır, alınmalı ve verilmelidir. Lakin, şu fani dünyada göçüp gitmeden geçireceğiniz güzel ve lezzetli günlerin, elemli ve kederli günlere oranı üzerine kaygılarınız varsa, o vatandaşla irtibatınız mümkün mertebe “olsa da olur, olmasa daha iyi olur” seviyesinde olmalıdır.
Bu tesbitin akabinde ve detayında hayattan lezzet almak için güzel düşünmenin, onun içinde beraber güzel görebileceğiniz arkadaşlar biriktirmenizi tavsiye ediyorum. Size güzeli gösterecek ve güzel gördürecek bu “Altın” ve “Elmas” arkadaşlarınızın peşini bırakmayın; velev ki tavuk sevmesinler, velev ki uzakta olsunlar, velev ki halısahada koşamasınlar, velev ki yemek yapmaktan nefret etsinler; peşlerini bırakmayın.
Şimdi sizi, topyekün ve hepberaber, kendinizi dünyanın en kibirli, en kendini beğenmiş insanı gibi tahayyül etmeye, etrafınızdaki insanları bir bir aklınızdan geçirmeye davet ediyorum. Ve ardından, onların içerisinde farkettiğiniz ahmaklara ve aptallara ayırdığınız zamanlarla, onları düşünmekle ihmal ettiğiniz diğerlerine acımaya davet ediyorum. Acıma işleminin ardından, “kibir modunu” kapatırsanız sevinirim, boşuna yanmasın.
“Kibirden vazgeçersek sevimli oluruz.”- C. Meriç.
“Tahayyül ne demek bi bilsem devete icabet edicem de” diyenler 4′e, “İcabet ne peki onu da bilmiyorum” diyenler 6′ya bassın. Saygılar müessesemizin armağanıdır.
Bilenler bilir, dünya görüşü olarak “tavan“ı benimsemiş bir insanım, hep tavanı görelim isterim; yatma şansımız varsa yatalım isterim, ha olmazsa en azından oturalım derim. “Tembel” sıfatını değil “kolayını seven” sıfatını tercih ederim. Eylemsizlik prensibi benim, küresel simetri onların olsun isterim.
İşte evvelsi gün gene bu tavanı seyretmelerimden birinde -astral seyahat değil abi, tavanı seyretme- “duru görü“ye mi eriştiysem artık, ne olduysa işte gözümün önünde şöhretli ses ve sahne sanatçısı bay tevetoğlu geldi bi anda, “çamaşır yıkayan kadınları seyretmeye bayılıyorum, hatta bazen çamaşır makinasını seyrediyorum saatlerce, hahaha, canıımm” diye bişeyler geveledi, gitti. Sonra kendimi biraz zorladım Tarkanı geri getirmek için, şaşı bak şaşır filan yaptım tavanda, olmadı; gelmedi. Onu geri getirseydim günlerdir yıkanmayı bekleyen tişörtlerimi kaç dereceye atmam gerektiğini soracaktım.
Zira halk arasında bununla ilgili epey rivayet dolaşıyor. En son “Eskişehir Sivil Yerel Oluşum 1. Pikniği“nde tanıştığım bir hanımefendi, onlar “40 derece yazıyosa sen 50 derece de at, 10 derece şeysi var onların” diye akademik bir anımsatma yapmıştı bu çamaşır meselesi için. Hakkaten o “10 derece şeysi” yoksa ve benim tişörtler “niyazi” olacaksa, bu “Sivrihisarın çevre Köylerini Kendin Pişir Kendin Ye Tesislerinden Arındıralım Mı Derneği“ndeki hanımdan tişörtlerimin hesabını sormam epey zaman alacaktı; dolayısı ile dikkatli olmalıydım.
Ben Tarkan’ı geri getirip de işin aslını sormaya bir kaç defa daha çalıştım; iki defa yaklaştıysam da birisinde AVEA’dan gelen “keremcem’in son albümü, kibariyeyi hiç böyle görmediniz” SpamSMS’inin sesi, diğeri de odama langadanak giren sevgili bir arkadaşımın “Ohoo, saat oniki oldu hala yatıyon lan; nokya şarzını versene az; şu CDleri de alıyom bakıcam bi” yollu tacizleri ile yalan oldu; olmadı. Olmayınca kalktım, “kaç yazıyosa o dereceye atarız arkadaşım” dedim, “tabiki de lan” diye kendimi teyid ettim, gaza getirdim.
Tişörtlerin zamazingoları genelde 40 ve 30 derece arasında değişen sıcaklıkları gösteriyorlardı en yüksek sıcaklık limiti olarak. Ortalaması olan 35 derece olmadığı için makinamızda 40′a yuvarladım dereceyi.
çamaşır makinası denen şey çok enterasan bi alet, zira böyle sürekli dönüyo. Dönüyo dediysem içi dönüyo. Seyretmeye koyuldum biraz. çok zevkli bıraksalardı durulama ve sıkma işlemine kadar seyrederdim. Az önce enterasan dedim ya, valla bak az bile. Su aldı biraz galiba şimdi, demin bir yöne dönüyodu, şimdi de öbür yöne dönmeye başladı. Valla bravo. “Seni atsam içine bembeyaz olursun lan” deyişi geldi devlet parasız yatıldaki hademenin. Bi de bizimkinin adı Vestel Vilma 800 T biliyo musun, haha. İçimden, “Demek Vestel Ar-Ge’sinde çakmaktaşlar seyrediliyo” dedim. Kendimceleyin “Betty 1000 de var mıdır acaba“, “Fred Buharlı diye de ütü olsun bari” şeklinde peşi peşine espiriler türettim. Sonra kendimden ufak çapta bir tiksinme ve hazzetmeme duygusu geliştirdim. Bunların hepsi bir iki dakikada olan biten şeyler cancağızım, yazınca uzun gibi geliyo. O yüzden hep derler ya hani, aklına gelince hemen yaz; yoksa unutursun. Hiç bişe yapamadın SMS at, illa ara demiyoruz ya. Tamam insanın telefonu kapalı olabilir, şarzı bitebilir. Ama insan merak ediyor di mi ? Şarzın bitti ise veya şarjın bittiyse, gir yan odadan arkadaşının odasına lamburlumbur, ama hemen niyetini belli etme bi espiri yap “Taam abi senin 13 saat doldu uyanabilirsin, ehiehi” güzel mesela, sonra hemen konuyu sıkıştır araya, “Aaa, boştaysa şunu alayım da şarz edeyim cebi” de, en sonunda da kısa günün kârı hesabı gözüne kestirdiğin malzemeyi “hacıla“, misal “Oooo bu parfüm yeni mi lan, dur bi gömleğime sıkıp getireyim ben“. Sonra usulca sıvış.
Yani şarzım bitti bahane değil. Hallediliyo o mesele. Mesele, o tavandaki siluetin perdenin gölgesi olduğunu idrak edebilme meselesi. Ben bir kaç yüzyıl daha hayatta kalabilirsem, anlatıcam meselenin geri kalanını.
* Başlık üretimi için teşekkür: Fikir ve Sanat Eserleri İçin Başlık önerileri