Konsept bloglara bayıldığımı biliyorsunuz. İşte onlardan birisi: shit my kids ruined. Çocukların yaptıkları yaramazlıkları fotoğraflayıp paylaşıyorlar.
Ben de bir ara bir yerlere sıkışan çocuklar hakkında miniblog açmayı düşünmüştüm.
Konsept bloglara bayıldığımı biliyorsunuz. İşte onlardan birisi: shit my kids ruined. Çocukların yaptıkları yaramazlıkları fotoğraflayıp paylaşıyorlar.
Ben de bir ara bir yerlere sıkışan çocuklar hakkında miniblog açmayı düşünmüştüm.
California Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde (Kaliforniya Tıp İngilizce) yapılan araştırmalar pasaklı, kirli çocukların temiz, hijyenik çocuklara göre ilerki yaşlarda daha sağlıklı olacaklarını göstermiş [via].
Çocukları sürekli temiz tutmaya çalışırken cildin üzerindeki faydalı bakterileri de mikroplarla birlikte yok ediyormuşuz.
“Ama şimdi cocuktu, tabii ki anlayamayacaktı 8′inden gün almıştı. Hayat onun için çok zordu. Boy yok, gelir yok, maaş yok, birileri bişey alıyor giyiyorsun, birileri çağırıyor gidiyorsun, dünyada anlayamadığın bir sürü şey var, herkes sana karışıyor, dalga geçiyor, “gidicem buralardan” desen gidemezsin, kendi başına bir karar veremezsin, Hayatın hakkında ciddi kararlar alsan ne yazar, yarın kolundan tutup Bücürüks mağazasından bir şeyler alırlar sana. Bücürük’ten giyinen çok önemli kararlar almış birisini kimse dinlemez. Çocukluk gerçekten aklı başında bir çocuk için rezil bir şeydir.”
- Yolculuk, Umut Sarıkaya (Uykusuz 101)
Nurullah Genç‘in ödüllü, enfes naat’ı Yağmur. İşte onun hikayesi:
İki kişinin bu şiiri yorumlamasını çok sevdim, birisi Dursun Ali Erzincanlı (dinle), diğer de kısaltılmış halini seslendiren İbrahim Sadri (dinle).
Bu vesile ile Mevlid Kandilinizi de kutlarım. İnşallah bütün coğrafyalar ve bütün alemler için hayırlara vesile olur.
Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainatYıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydımHasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştüİhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Continue reading
Yemekteyiz, Kıbrıs’taymış bu hafta. Az önce tanıtımını gördüm. Yarışmacılardan birisi “Bana yemek yapamazsın diyorlar, eskiden de çocuk yapamazsın diyorlardı (çocuğunu göstererek) işte bakın yaptım, bunu nasıl yaptıysam öyle de yemek yaparım” mealinde bir şeyler dedi.
Bir diğer bomba da Saffet Soysal, meşhur Kıbrıslı televizyoncu.
2008 yılındaki en iyi robotlar incelemişler, ve henüz Asimov kitaplarındaki seviyeye gelmiş olmasalar da, epey mesafe aldıklarını görmüşler.
Şimdilik bizimle oturup çay kahve içecek, dedikodu yapacak seviyeye gelmediler ama fülüt, keman gibi enstrumanları çalıyor, hareket algılıyor ve cevap verebiliyorlar. Düştüklerinde yardım almadan kalkabiliyor, yürüyor ve hatta kendi aralarında halı saha maçı yapıyorlar.

Tabi bana sorarsanız geçen senenin robotu Wall-E‘dir, orası ayrı.
Aklıma geldi, eskiden bir çizgi film vardı, hayal meyal hatırlıyorum. Çocuklar var, kollarında böyle bileklik gibi bir şey. Her çocuğa ait bir de robot oluyordu. Çocuklar bunları yeri geliyor yarıştırıyor, yeri geliyor upgrade ediyordu. Dedim ya, tam hatırlayamıyorum. Esas oğlan’ın robotu beyaz-gri renkliydi. Bu çizgi filmi hatırlayan bilen var mı?
Fikret Bila’dan bir alıntı:
Özkök Paşa sosyal ortamların gerektirdiği hallerde içki içer. Genellikle mayasız içkileri tercih eder; viski, votka gibi. İçkiye düşkünlüğü yoktur. Hilmi Paşa dini değerleri bilen ve önemseyen bir komutandır. İçki içmenin haram sayıldığını bilir ama Allah’ın affetme büyüklüğüne de inanarak, sosyal ortam gerektirdiğinde içer. Ama Ramazan’a daha hassastır. Oruç tutar ve Ramazan ayı boyunca içki içmez. Değişik vesilelerle yaptığımız sohbetlerde, “œKeşke hiç içmesem. Çocuklarım da “˜Babam hiç içmiyor, ne güzel’ diyebilseler. Onlara örnek olsam. Midem de rahatsız, ama bazen mayasız içki içiyorum” dediğini anımsarım.
Demek ki neymiş “Sosyal Ortam” affetmiyormuş, ya da ben öyle anladım.
Kaan Sezyum geçen haftalarda yazmış:

Tamam, “˜futbolcu saçı’ denilen olgu genelde “˜at hırsızı modeli’nden esinlenerek günümüze kadar gelmiş bir modeldir, ona diyecek hiçbir şeyimiz yok. Hatta yıllar öncesinde, 2002 Dünya Kupası’nda başımıza gelen bir Ümit Davala faciası vardır, hiçbir şekilde konuyla ilgisi olmadığı halde kafasına “˜negatif tren yolu’ tabir edilen modeli yapmıştı kendisi… Sonrasında Ümit Davala (Sanırım kafasındaki açık kalan yerlerden gelen serinliğin de etkisiyle) bir hiphop albümü yapmıştı. Hatta albümde “˜Arabistan Geceleri’ diye bir parça vardır ki, anlatılmaz yaşanır.
Neyse, nereden nereye, şu anda izninizle Milli’lerin berberine burada seslenmek istiyorum. Arkadaşım, beyefendi, abi! İnsaf et! Çocuklar iyice acayip oldular. Şu anda bakıyorum da mesela Sabri’ye acil bir çözüm bulmak lazım. Yoksa sahada kazanırız ama hiçbir kalbi kazanamayız. Bir de futbolcu arkadaşlarıma buradan sesleneyim hazır bu vesileyle, Porş kullananların kafaya-kaşa çizik atması gerekmiyor arkadaşlar. Uyandırayım…
Engelliler haftası nedeniyle görme engelliler ile karşılaşmış MeclisSpor, 7-3 almışlar maçı! Aferim! Bravo! [via]
(…) Bazıları “Vallahi ben masumum, hiç gol atmadım” derken, bazıları da “Maça berabere kalalım diye çıktık ama insan oynarken öyle hırslanıyor ki kendimizi kaptırmışız” diyerek savunma yaptı. En çok sitemi de 4 gol atan Necdet Budak aldı. Çubukçu, “Geçen yıl da kimsesiz çocuklarla maç ayarlamıştık. Onlara moral olsun diye. O maçı da 3-2 aldılar. Çocuklar maç sonrasında ağladı, zor susturduk” dedi. [Hürriyet, Görme engellileri yendiniz, tebrikler!]
Haftasonu hem Konya esnafının yüzünü güldürmek, hem de onları hayattan tiksindirmek için Konya’daydım. Mobilya, perde ve halı bahsini kapatmak için, şehir merkezindeki hemen hemen bütün sektör mensupları ile bire bir görüşmelerde bulundum. En nihayetinde bütçemiz çerçevesinde, metresi 35 ytl’ye akrilik yün Dinarsu halılar ve yolluklar, Brilliant’ın VIP serisinden metresi ortalama 17 ytl’ye şirin ve sevimli tüller aldık. Peşin paranın gözünü seveyim; açmadığı kapı, sebep olmadığı iskonto yok.

Alış verişimiz sırasında habire yedik içtik ayıptır söylemesi. Bu arada iki yer keşfettik. Birincisi, şehir merkezindeki Kule Site AVM’nin içinde bir yer açılmış, Konya Mutfağı adında. Gayet nezih, temiz ve sakin. Etli ekmek ve karışık kebap için ödeyeceğiniz komik ücret de cabası. Servis de muazzam. Diğer mekan ise Kukla Kebap. Ankara merkezli bir zincir restoran’ın Konya şubesine gittik. Burayı ilginç kılansa lezzetli yemekleri değil, siz yemekteyken yapılan kukla gösterileri. Mehterandan, İbrahim Tatlıses’e, Şakira’ya kadar bir çok komik kukla gösteri yapıyor. Çocuklar için ve hatta çocuklu anneler için ne muhteşem bir şey olduğunu bizzat gördük.
Bu sefer süre kısıtlıydı, darısı diğerlerinin başına