Oburcan ile (G)astronomik Seyahat yeme içme üzerine güzel bir blog. Nerede, ne yiyelim? ve hesap ne gelir? sorularına cevap veriyor. Fotoğraflarını ve anlatımını beğendim. Öğle yemeğine yakın yemek ve gastronomi bloglarında fink atmayı seviyorum.
Oburcan ile (G)astronomik Seyahat yeme içme üzerine güzel bir blog. Nerede, ne yiyelim? ve hesap ne gelir? sorularına cevap veriyor. Fotoğraflarını ve anlatımını beğendim. Öğle yemeğine yakın yemek ve gastronomi bloglarında fink atmayı seviyorum.
Sabah Gazetesi Dış Haberler Servisinden Bilge Eser, ABD’nin yeni Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye ziyareti boyunca yanında “travelling press” olarak bulunacak ve gezi boyunca yaşananları blogunda an be an duyuracakmış [via]. Bilge Eser’in blogu 10 Ekim 2008′den beri yayın yapıyor.
Amerikan Dış İşleri Bakanlığının gezi sırasında gazetecilerin yanı sıra bir blogger’a yer vermesi çok güzel bir olay. Adamlar, işlerini biliyorlar diyebiliyorum sadece. Seçilen blogger da çok uygun, gazeteci, hem de dış haberlerden.
Bizim büyüklerimiz böyle bir şey düşünürler mi? Başbakan’ın uçağında, Baykal’ın seçim gezisinde filan? Hatta Cumhurbaşkanı çita severken, twitter’dan “Aha çitayı elliyor” tadında mesaj atan birileri olsun isterler mi? Mesela şimdi seçim dönemi tam da, neden başkan adayları bunu kullanmıyorlar/kullanıyorlar mı yoksa? Benim bildiğim anca twitter’dan fallow ediyorlar henüz. Hali hazırda yeni biten bir ABD Başkanlık seçimi ve yapılan seçim kampanyalarının başarılı online işleri ortadayken bunlarla yetinmek.
Peki blogger cephesinde durum nasıl olurdu? Mesela bir davet olsaydı bunu kabul etmeyecek blogger çıkar mıydı? Yoksa koşa koşa gidilir miydi? Tam olarak embedded journalism olmasa da, ona yakın bir şey olarak gören çıkar mıydı bu durumu?
Sırf ara sıra sinli kaflı konuşuyorlar diye böylesine bir blogun sadece 9 RSS takipçisi olmasına gönlüm razı gelmedi. Hemen 62 tane hesap açıp, ekleyeceğim 62 YTL‘yi.
Türlü sebeplerden açılan bloglar, aynı şekilde, türlü sebeplerden kapanabilir. Sahibinin/ sahibesinin keyfine bağlı olarak yaşanabilecek bir gelişme. Ekseriyetle üzülmüyorum kapanan bloglara. Ancak, İzlenimler ve Düşünceler veda yazılarını yayınlayınca değişik bir burukluk yaşadım. Sanki devam etse daha iyi olacakmış diye düşündüğüm için olabilir.
Derin Sular’dan Serdar Kaya da bir şeyler yazmış bu “nerde trak orda bırak“larla alakalı olarak: Yorum Blogları Birer Birer Kapanıyor. Özellikle son paragrafı çok beğendim, güzel bir tespit var:
Bence her blogu müstakil bir proje olarak ele almak gerekli. Tabii bu kısa ya da uzun vadeli, yani sonlu bir proje de olabilir. Bu durumda, sona eren projenin arşivi de zaten baştan hedeflenilen eserin kendisi anlamına geleceğinden, elektronik ortamda hizmet sunmaya devam eder. (Bir heykeltraşın eseri gibi.) Konuya bu şekilde bakıldığında, bir blog projesinin sonunda değil başlangıcında alınan kararlar önemli hale geliyor.
Bloglama.com“˜un bir atraksiyonuymuş. Ayrıntılar Cisday’da. “œLifetime Achievement“ kategorisi varsa katılmak ödül almak isterim :p .
Cisday‘da Eloy, Mert Alemdar’ın indirimtv.com maceraları diye bir yazı yazmış. Mert Alemdar’ın bir alışverişindeki memnuniyetsizliğini anlatıyor. Yazılan yazılar ve yorumların ardından yetkili firmanın müdürü bizzat olaya müdahale etmiş. Yeterince hızlı bir tepki süresi ile. Tebrik etmek gerekir.
Blog dünyası buna benzer bir olayı yine Eloy’un HP ile olan bir meselesi ile yaşamıştı. Ve geç de olsa bir sonuç alınmıştı. Firmalar böylesi ağızdan ağıza yayılan “kötü alış-veriş maceralarından” çekiniyorlar sanırım. Esasında çekinmekte haklılar, ama Eloy’un da dediği gibi, bu “ağızdan ağıza, blogdan bloga” yayılan dalgayı kendi lehlerine çevirmek de ellerinde.
Konu hakkında sonra yine konuşabiliriz.
Yani rüyamda görsem Özdemir İnce blog açmış da sansürsüz sansürsüz konuşuyor diyeceğim, ama demiyorum. Çok sevgili bir arkadaşımız işaret etti de farkettim bu son günlerin en acayip blogunu; düşmansız kalmaktan korkan bi site varmış, mottosu da şahaneymiş, AD:“İnterneti başıboş bulan Atatürk düşmanlarına sanal savaş ilanı”¦ “
Kendisine düşman ilan ettiği bloglar arasında derin sular, izlenimler, mustafa akyol, dolmakalem, abesle iştigal, burkina fasa fiso ve cemaat.com gibi bilinen bloglar da var. Reklam etmiş, bi denyoluğu dillendirmiş oluyorum farkındayım ama böyle böyle bir site varmış desek “yok artık!” diyenler çıkacaktı mutlaka, o yüzden gösterdik.
Hani nasıl derler “ciddiyse -gerçekten- çok komik, şaka ise hiç gereği yoktu!”, aynen öyle. İbretlik, akıllara zarar değil mi?
Urban Gourmet, genellikle öğrenci olan, dolayısıyla düşük bütçeli bir öğünü amaç edinen ancak bunu yaparken damak tadından ve doyuruculuktan ödün vermeyen bir grup şehir gurmesi tarafından yürütülen bir ortak blog.
Yani özetle “Sizin için yedik-işdik” diyorlar. [urban gourmet'e bi bak]
“Bloglar üzerine bir yazı yazarım bir de gelen tepkiler üzerine bir yazı yazarım, ondan sonra duruma göre bir iki yazı daha.. ” Günümüz Türkiyesinden bir köşe yazarı böyle düşünmese, şöyle bir yazı yazabilir mi Allah aşkına ? ; “Blog Tantanası”
(…) Bunların büyük büyük bölümü ‘geçimini’ haberlerden sağlıyor. Yani gazetelerin, haber sitelerinin haberlerine birkaç kırıntı yorum yapıyorlar ve ilgili yere link veriyorlar. (…)
Soruyorum sana ey Ersan özer, “Kurtlar Vadisi FM“, “Kadınlar ayakta işemesin“, “Soyadı ‘Belgesel’ olan hiç yok ” ve bilimum yazılarınız da yaptığınız farklı birşey midir ? Ben söyleyim tek farkı şudur, siz link vermemişsiniz.
Gazete olmak/ Gazetelere alternatif olmak gibi bir düşüncesi yok blogların, en azından tanıdığım bildiğim blog yazarlarının yok. Ama güzel fikirmiş, en azından kendi gündemimizi oluşturacağız, görmezden geldiğiniz yazamadığınız şeyleri yazacağız, patronumuzun sesi olmayacağız. Ve daha bir sürü şey. Hakikaten iyi fikirmiş.
Altı üstü Tasarım, bu işi meslek edinme yolundaki bazı arkadaşlara demek istediğimiz buydu işte, süper kategoriler var, uzun soluklu olması tek dileğimiz.
Niçin’miş peki ?
Cunku… Turkiye’de bilisim teknolojilerinde bir standart yok. Bircok konu, tartisilmadan, sorunlar cozulmeden, diger sorunlarini cozmus, sorularini sormus devletlerin kullandigi teknolojileri kullaniyoruz. Neyi nasil kullanmamiz gerektigini ogrenip, Turkiye’de sektore yonelik bir standart olusturmamiz gerekiyor. Iste, bu konularin tartisilabilecegi bir alan yaratmak icin yaziyorum.