Bir bebeğin bir yılını gün gün fotoğraflamışlar:
“Ama şimdi cocuktu, tabii ki anlayamayacaktı 8′inden gün almıştı. Hayat onun için çok zordu. Boy yok, gelir yok, maaş yok, birileri bişey alıyor giyiyorsun, birileri çağırıyor gidiyorsun, dünyada anlayamadığın bir sürü şey var, herkes sana karışıyor, dalga geçiyor, “gidicem buralardan” desen gidemezsin, kendi başına bir karar veremezsin, Hayatın hakkında ciddi kararlar alsan ne yazar, yarın kolundan tutup Bücürüks mağazasından bir şeyler alırlar sana. Bücürük’ten giyinen çok önemli kararlar almış birisini kimse dinlemez. Çocukluk gerçekten aklı başında bir çocuk için rezil bir şeydir.”
- Yolculuk, Umut Sarıkaya (Uykusuz 101)
Günün en üzücü haberi: aksanına hasta olduğumuz sunucu Joanne Colan en sevdiğimiz vBlog Rocketboom’dan ayrılmış.

“Ay olmuş ağustos, vukuat nisanda, maşallah birader bu ne hız!” diye ben de söylendim kendime ama ancak Daily News’lerde ikinci sıraya düşünce ayıldım.
Yerine getirdikleri Caitlin Hill de onu taklit etmeye çalışıyor sanırım, ama beyhude kalp masajı bence.
Devletşah, Selva reklamlarında oynamış:
Selva, çalıştığım şirketin kardeş şirketi olduğundan, reklamlarını televizyonda filan görünce bir yersiz sevinme söz konusu oluyor. Bir de gıyaben de olsa tanıdık bildik birisi oynayınca reklamında çoğalıyor bu duydu.
Bu arada reklam kampanyasının başında Selim Tuncer ve ekibi varmış diye duydum. Gerçi bu ekibe, bloggerlara giden hediye paketleri ve tarif kitaplarından nasiplenemediğimiz için bir miktar kırgınlığım vardı benim. Ama bunu aynı katı paylaştığımız kurumsal pazarlamacılara “Selim Tuncer mi? Tanımam mı yaa İstanbul’da görüşmüştük bir kere“, “Devletşah mı, ohoo yıllardır bilirim” diye hava atarak kapattığım için, o mevzu da benim için problem değil artık.
Sır kapısı gibi bir SPAM gelmiş:
SİGARA YASAĞI VE ARKASINDAKİ NEDİR…
4 ADET DUVARA YAPIŞTIRMA SİGARA İÇMEK YASAKTIR KAĞIDININ MALİYETİ = 8 TL.
?????????????????????????????????????????????????????????
(TR) KAÇ ADET İŞLETME x 8 TL = X Bilinmeyeninde —-> KASA KİMDİR.
Anladım ve idrak ettim.
Bilenler bilir inşaatlar iki tür, kimisi yatayda ilerler mesela demiryolu olur, kimisi de düşeyde mesela bodrum kat olur. Yatayda ilerleyeninden düşeyde ilerleyen(ler)ine geçiş yaptım. Güzel de oldu, hamdolsun. Mesai saatleri içinde şehrin en tepesindeki insanlardan biriyim artık. Sadece iki yüksek katlı binası olan bir şehir için pek havalı bir şirkette pek havadar bir pozisyon. Belki ramazan sonrası Tripoli’deyiz, netlik yok, herneyse. Meraklısı için, iş ile ilgili yazılar yazmamamın bir sebebi, akşamları çok uykumun geliyor olması. Yoksa otuz iki cilt ve dört fasikül macera var. Ama bir büyüğümün de dediği gibi “Gece olunca geçiyor yatıyoruz“.
Kıymetlim Nagihan, “Sanırım ben önümüzdeki dokuz ay filan kolbastı oynayamayacağım” dediğinden beri altı ayı biraz geçti ve ben o günden beri bir baba adayıyım. Güzel bir süreçmiş. Üşengeçinsanlargil familyasından olmasaydım bu olay bağlamında da günlük 10 yazı yazardım siz de belki okurdunuz, “Bütün sülalenin kız bebek beklerken aldığı pembe renkli yün yumaklarını iki hafta sonra mavisi ile değiştirmesi” gibi filan. Ama dedikleri gibi “Üşeniyorum öyleyse yarın“.
“Gog” ve “Puslu Kıtalar Atlası” şimdilerde okuduğum iki kitap. “Atem tutem men seni” ve “Çilekli” dilimdeki şarkılar. “Duha” her zamanki gibi en tatlı gelen Kur’an suresi. “Sabah” en çok kaçan. Şekerciden bilye büyüklüğünde “rengarenk sakızlar” ve “patlayan şekerler” almak yeni eğlencemiz. “Şeftalili Nestea” ve “Soda peşine Türk kahvesi” sevdiğimiz içecekler.
Yıllardır düşlediğim bir şey, kişisel gündemimi popüler gündemin üzerine çıkarmaktı. Hamdolsun çok yaklaştım gibi. Farkındalığın aslında o kadar da gerekli bir şey olmadığını, şu hayatta Mevlana’nın yanı sıra Şems’in ve Tavus Baba’nın da var olmuş olduğunu bilmenin, gedavet rüzgarı’nın hanımeli kokusuna karışınca ayaklarının yerden nasıl kesildiğini görmenin, safllığa yatmanın değil de bizzat saflığın ne bulunmaz bir nimet olduğunu anlamak istersen, şu hikayeciği dinle … demek isterdim ama hikayem henüz bitmedi. Belki ve hatta belli ki yeni başlıyor.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Gerçek Hayat yazı işleri müdürü Faruk Yücel vefat etmiş. Uzun süredir kanser tedavisi görüyormuş zaten. Yazıhane adında bir blog’u vardı ve Nahnu.Org’a da uğrardı arada, oradan da gıyaben bilirdim kendisini. Her ölüm zamansız geliyor insana tabi, hele 26 yaşında birisini bulunca; ama işte ölüm var, ve ölmüyor.
Rabbim rahmeti ile muamele etsin, rahmet eylesin. Allah eşine, ailesine ve sevenlerine sabr-ı cemil versin.
Ünlülerin balmumundan yapılmış heykelleri ile çektirilen absürd fotoğraflardan 40 tanesini Flickr’dan derlemişler: “40 Pictures Of People At Wax Museums“.
Bu müzelerden en ünlüsü (ve benim bildiğim tek olanı) Madame Tussauds Müzesi. Ben sadece Londra’da var sanıyordum ama çeşitli şehirlerde 8 tane daha varmış.
Çağ kebabı tek şiş gelince paniklemek ve ikinci şişi görünce sevinmek, köydeki kirazları ve elmaları ve anne yemeklerini düşünüp ağlayana ağlamak, bir arkadaşın 2.123 gramlık bir dünyalısının dünyaya gelmesi, sivasspor’un hocası asker bülen’tin neler hissettiğini hissetmeye çalışmak, kendi kendine serum takmaya çalışana yardım etmeye çalışırken fıttırmak, pencere koluna serum şişesinin takılması, “bizzat ben bastırıyorum haftaya haber al”cılar, polenler ve polenler ve polenler ve başağrısı, konyada lahmacun bulunca sevinene sevinmek, odanın çekirdek kokması, seda sayanlı pepsi reklamı, ve ruhat mengi’nin agresifliğinin tavan yapması, dinler ve medeniyetler tarihi uzmanı aytunç altındal’ın mayınlar üzerine yorum yapması, uydu yazılımının yenilenmesi.
Derken yine pazartesi oldu.

foto: STS-125 Atlantis Solar Transit (200905120002HQ)
Bugün en sevdiğim bilgi kaynakları listemde takvim yaprağının arkası yerini indirdiğim alt yazıların yanında gelen çeviri notları‘na bıraktı. Bugünün diğer bir anlamı da uzun süredir beklediğim bir haberin -inşallah- yolda olduğudur.