Bihter Geceliği‘ni de gördüm ya daha ölsem gam yemem. Aynısını daha önce tokacılarda sıla tokası gördüğümde de demiştim sanırım. Tokacılarda ne aradığıma mı ağlayayım, mütemadiyen tekrarlanan kanaatkarlığıma mı? Herneyse.
Aslında var ya, bu “selebiritinin kıyafetinin tıpkısının aynısı” muhabbetini elinoğlu çok güzel paraya tahvil ediyor. I saw it in diyor mesela, hangi filmde/dizide ne gördüysen onları bulduruyor sana, veya “benim selebiritim ne giyerse aynından bana da” diyenlere de bir başka seçenek sunuyor filan.
Bunun böylesi de olduğunu bilince de Bihter Geceliği, Ulvi Montu, Polat Oltası, Sevo Copu filan değişik geliyor işte.
Nahnu Gocuğu?
Süper Maceralar kategorisine gönderildi
|
alışveriş, bihter, bihter geceliği, celebrity, eks, eksisozluk, giyim, ilginç şeyler, kıyafet, moda, nahnu, sözlük, sen, Süper Maceralar, tema, ünlüler ile etiketlendi
|
Plugins’lerin yanında kırmızı kutu içerisinde 10 yazıyorsa bir şeyler ters gidiyor demektir. Ya vakit yoktur ya da rutinde kaybolmuşum. İkisi farklı. Evimizin yeni neşesi astronot oluyor, sevgilim annesi ise çoktan keçeleri kaçırdı. Bense onlara ayak uyduramamaktan şikayetçi, hatta dur şikayetbaz oldum. Şikayetim kendi içimedir. İşgünlerine haftanın sonlarını da ekledim, genelde “ihale bize kalmasın hacı!” diye yapılan işleri “ihale bize kalsın hacı” diye yaptığım için. Sıkılmadım, aslında yorulmadım da. Ama bir huzursuzluk var zihnimde.
Okulluyken neden hala okulu bitirmediğimi, daha okuyup okumayacağımı kinayelendiren zevata “Ben nihayetinde başıma geleceği biliyorum a dostlar, ama beyhude kalp masajı gibi geçen şu hoş anları bana zehir etmeyin” diyemediydim. Deseymişim. Keşkeleri ardarda taksam burdan Espiye’ye köprü olur. Espiye’li değilim. Zaten konu da bu değil.
Herbişeyin başında, herbişeyin başı sağlık, ben size bir başka konuya değinmemizi neden sonuç ilişkisi içerisinde anlatacaktım. Ama telefon gelince aklımdakinin çıkıp gitmesi gibi bir durum söz konusu. Hayır, telefon gelmedi ama gelme ihtimali de aklımdakinin çıkıp gitmesini sağlıyor.
Aziz Valentin’e indirimli ve bol taksitli günlere vesile olduğu için “eyvallah” ederken, yazımı küçük dostum Muhterem Ömer’in yeni çıkardığı seslerle bitirmek istiyorum: Vaye vayeooo vayeoueeeuu… hmpf!.
İş yerinde taşeronlarla, misafirlerle hemhâl olunca ağzımız bozulmuş heralde, Nagihan pek şikayetçi bu günlerde. Esasında bozulma değil de Konya ağzına kayma desek daha doğru sanırım. Bu engel olamadığım bir şey, bir keresinde Denizlili bir ev arkadaşım vardı, eve gelenler artık Denizli ağzına benzeyen konuşmamdan dolayı beni de Denizlili zannediyorlardı. Şimdi de Konyalı gibi konuşuyorum sanırım. İsteyerek yaptığım bir şey değil, isteyerek yapacak olsam iskoç aksanı ile ingilizce konuşmak isterdim.
Benim endişem Muhterem Ömer’in bu yüzden henüz “ba-ba” diyememiş/dememiş olması. 2 buçuk aylık kerata “uleeeyn” diye bağırmasını biliyor, “hımf” diye emziği diliyle mesafe gözetmeksizin ağzından halıya düşürmesini beceriyor, ama “ba-ba” demiyor. Henüz “de-de” dememesi ufak bir teselli sadece. En kısa zmanda sevgi sözcükleri arasından “hele gidiye bak hele” ve “yallı seni”yi çıkarmam gerekiyor.