Ramazan-ı şerif’in başlangıcındaki hilal’i görme meselesi bayramlarda da kafaları karıştırıyor. Bu hilal’i görme meselesi üzerine güzel bir yazı okudum: Hilali görmeyenin bayramı caiz mi?
Ramazan-ı şerif’in başlangıcındaki hilal’i görme meselesi bayramlarda da kafaları karıştırıyor. Bu hilal’i görme meselesi üzerine güzel bir yazı okudum: Hilali görmeyenin bayramı caiz mi?
Herkesin aklına gelmiştir “Buradan dibe doğru kazsam kazsam nereye çıkarım” diye. Google Maps ile yapmışlar: Dünyanın öbür tarafında ne var?

Bugün N. hanımla Media Markt’da fırın filan bakarken bişey keşfettik. Mini ve mikrodalga fırınların timerlarını çalıştırarak ortama Heroes tadı vermek mümkünmüş. Bu timerların çıkçıkçıkları aynen Sylar‘ı hatırlatıyor.
Bunu kim keşfetti, tabiki de ben!
Şimdi ayaklarımı yere sürtüp sürtüp yıldırım atma olayını çalışıyorum, Elle gibi, henüz 3mm’den öte atamıyorum. Ama azim ile şeyapan neler yapmazmış.
İnsanlar bazen baskı altındadır. Bazen canları sıkılır. Bazen kendilerini ifade etmek için yetersiz kalırlar. Bazen de Nahnu.org’un şu iki üç gündür bozuk olan RSS çıktıları gibi, bir şeyler anlattığını zanneder ama bir şey anlatmaz. Gülesim geldi. İnsanın bloguyla aynı şekilde tökezlemesi. Belki bir iki eklentimi kapatırsam düzelirim.
Uykuya dalarken aklımda tek bir şey, hiç kürk mantoyla yatılır mı?
Bir illegal iş yapalım, Galatasaray – İstanbul BB maçını internetten seyredelim dedik. Demez olaydık. Evvela DNS ayarlarımı değiştirdim. Rahat rahat Sopcast‘e bağlanayım diye. Sopcast linkleri çalışmadı. TvU Player için bir link buldum. Gayet net ve kesintisiz bir görüntü elde etsem de, görüntüyü paylaşan embesil maçı kendi seslendirmeyi tercih ettiği için sesi kısıp, Ali Ferahbod‘un anlatımı ile bi bütünlük yakalamaya çalıştım. Ama senkronlayamadığım için Ali Ferhadbod 30 sn önden gitti. İkinci golü öğrendiğimde dayanamayıp TvU daki eşeğin yorumunu bekledim. “Ahanda gol olduu taburegoyiiiim, yihihiyihyih…” diye kriz geçirirken, oracıkta yığılıp kalır, beni de bi şekilde tanık filan yazarlar diye kaçtım, hemen kapattım TvU’yu, benim peşimden o da kapatmış zaten. Sizin anlayacağınız beceremedim, maç mundar oldu.
Zaten maçı güç bela Ümit Karan’ın son dakikadaki klas golü ile berabere bitirdi Galatasaray. Namağlup olarak İlk yarıyı bitirirse şahane olacak, ama bu ünvanı Fenerbahçe karşısında kaybaderse kötü olacak. Aklıma gelmişken, Ümit’in gol vuruşundan önceki haraketini, topu alıp dönmesini, çok beğendim.
Hasan Şaş’ta hakeme ve bir çok başka olaylara kızmış, “Devre arasında gidicem ben bu diyarlardan” demiş. Hakan Şükür’de bu kararından vazgeçirmek bizim görevimiz demiş. Çok enteransan bir adam bu Hasan Şaş, en az Hakan Şükür kadar, ikisini de severim. Ama bahsettiğim açıklamayı yaparken, mimikleri Fatih Terim’i andırdı bana. O yüzden hafiften tırstım. Sanırım spiker de hafiften tırstı.
Dün deprem oldu dersteyken. Ufak, küçük bir sarsıntı esasında. Ufak da olsa nedenlerini, sebeplerini ders olarak gördüğümüz bir şeyi canlı canlı yaşamak çok acayip duygulara savurdu beni. Duygu dediysem, direkt “tırsmak” yani.
İnşaat ve yapı üzerine okuyorsanız, derslerde verilen örnekler genelde bulunduğunuz derslik üzerinden verilir. “Şurakaki kolon mesela kısa kolondur, deprem yükü gelirse mahfolursunuz”, “Şuradan kiriş geçmesi lazımdı ama geçmemiş, deprem yükü gelirse ayvayı yediniz”, “Eğer üzerinde durduğumuz döşeme en az 20 santim değilse en ufak bi depremdeaynen alt kata ineriz” filan, türlü türlü örnekleme. Ufacık bir sallantı da bile içinde bulunduğunuz dört duvarın yapısal süreksizlikleri ve kusurları aynen gözünüzün önüne geliyor. Korkutucu.
Bir de deprem esnasında ne yapılacağı, nerede durulacağı hepsi anlatılıyor, ama o anda ufak çaplı bir şok oluyor sanırım. Dün çok kısa süreli de olsa bunu farkettim.
Kandilli‘den baktım 2.7 km derinlikten gelen 3.2 ölçeğinde yerel bir depremmiş dünkü. Kampüsün bulunduğu alanın zemininde sıvılaşma çok fazla olduğu için, biz daha fazla hissetmiş olabiliriz. Allah beterinden esirgesin. Bu arada Denizli’de (Denizli-Çameli) de sık sık ufak depremler olduğunu farkettim. Enerji boşalması sanırım. Uyduruyor da olabilirim.
Reklam gösterimlerinden bunalan ziyaretçiler için bir eklenti kurdum. Şu andaki ayarlara göre, son 20 günde 10 sayfa gezmiş olan ziyaretçinin herhangi bir reklam ile karşılaşmaması lazım. Bir konuda yardıma ihtiyacım var, bu “sürekli ziyaretçi” tanımı için “X günde Y sayfa” gezmiş olma şartını belirlerken, X ve Y ne olmalıdır, şu anki ayar yerinde midir? Bir de çalışıyor mu onu merak ediyorum? Bi de bi de yarınki Galatasaray maçı ne olur onu merak ediyorum.
Türkçesini bulalım diye bir geyik var, hiç sönmeyecek bir ocak. Forumların, blogların ve çeşitli sitelerin hiç ölmeyecek bir parçası.
Kahvedeki arkadaşlarla “Daha çok ekmeğini yerler bunun hacım” diye düşündüğümüz konu hakkında, çok güzel bir yoruma rastladık:
Bu saçma davranışlar ne antropolojiden, ne linguistikten, ne sosyolojiden ve ne de tarihin kazandırdıklarından nasibini alamamaklıktır. Dünyada diğer dillerin varlığını kendi bünyesinde en az barındıran diller, en iptidai diller ve en geri toplumlar olmuştur. Onun için de felsefesi ve dimağı daralmamış bir birey, “iptidai“nin de, “ilkel” kelimesinin de, “primitif” kelimesinin de nüanslarını bilir ve dilinin içinde bu incelikle daha doğru anlatım için bu kelimelerin hepsini de kullanır. “Hakikat” ve “gerçek“in birbirine rakip değil tamamlayan farklı kelimeler olduğunun idrakindedir. Ama amacı fikir üretmek değil sadece şekil üretmek olanlarda yaklaşık bir yüzyıldır bu boş işleri tekrar eder durur. [...] anthro@bildirgec
Başlıkta atıfta bulunulan yazı için: Türkçe Dini Mensuplarına.
Buzla’daki popüler linklerde gördüm; Sanal Berber. Dinlerken mutlaka kulaklık kullanmanız tavsiye ediliyor. Makas seslerinin ve makina çızırtılarının 3B akustiği ile gerçek bir saç traşı tadı alıyorsunuz, tabi berber muhabbeti bizimkileri tutmuyor.
Ferruh‘ta gördüm, sitelere bloglara namaz vakti şeysi. WordPress için eklenti olarak da sunacaklarmış yakında.