Milliyet Gazetesi’nin internet sitesi yenilenmiş. Eski tasarım daha güzeldi bence, ama reklamlar insanı boğuyordu resmen.

“See you in another life brother”
Dün okul çıkışında kaza yaptık. Okuldan bir arkadaşın arabasındaydık şehirmerkezine gidiyorduk. Ana yola çıktıktan 200-300 metre sonra, tam olarak nasıl oldu farkedemedim bile, yoldan çıkarak 3-4 saniye içinde kampüsü çevreleyen tellerde bulduk kendimizi. Sanırım yanımızdaki araç bizi sollarken öndeki araba hız kesti, biz de süratliydik, arkadaş da ona çarpmamak için direksiyon kırdı. Takla atmadık, ama ben kesin atıyoruz dedim bir ara. Kullanan arkadaş iyi topladı arabayı. Reklam tabelası vardı kocaman, ona denk gelseydik çok fena olacaktı, yirmi santim ile sıyırdık valla. İki kere kapüsün tellerine çarpıp ancak durdurduk. Araçtan inip, tekerlek izlerini görünce insan çok kötü oluyor.
Ben arkada oturuyordum, ilk anda farketmedim ama şimdi omuzum ve bacağımda ağrılarım var. Öndeki arkadaşın da bacağı incindi. Çok şükür ufak tefek ağrılar dışında bir şey olmadı yani. Kaza belayı defeder derler, inşallah öyledir.
Biz kendimize yeni yeni gelirken, kampüsten bir güvenlik geldi tellere birşey olmuş mu diye bakmaya. Meğer tellere veya direklere bir şey olursa kazayı yapana ödetiyorlarmış. Onun tespiti için gelmiş. Bir yerde haklılar tabi. Sağolsun yardımcı da oldu epey. Kampüs şehir dışında olduğu için, ölü/yaralı yoksa jandarma değil de jandarma trafik ilgileniyormuş. Şehir merkezinden gelmeleri 20 dakikayı geçti. On-onbeş farklı ölçüm yapıp, tutanak tutup gittiler.
Aracın kaskosu tammış, anlamıyorum ben kaskodan filan gerçi. Anladığım kadarı ile de ay sonunda bitiyormuş kasko. Şubat ayının bu sene 29 çekmesi bi şans olmuş. Bütün hasarı karşılayacakmış sigorta şirketi.
Kazadan az evvel cuma namazına hangi camiye gideyim diyordum kendi kendime, az kalsın cumartesiyi göremeyecektik. Ölüm kendini ara sıra hatırlatıyor işte.
Kazaya kalmış namazların hesabı ve takibi için bir site açılmış: Kazanamazi.org. Sabah namazına nasıl kalkılır? kitabının yazarı Cemil Tokpınar’ın yönetiminde yayın yapıyor sanırım. Allah razı olsun.
Sitenin sözleşme sayfasındaki “… ortaya çıkabilecek hatalardan dolayı bu site yönetimi ahirette hiçbir sorumluluk kabul etmemektedir.” notu da ilginç olmuş ama.
Lost Timeline Theory
Güncelleme: Ey Lost sevdalısı, bak! Adamımız, teorisini revize etmiş, gözden geçirmiş. Tekrar bakmakta fayda var öyle çürüdü deyip geçme hemen!
Lost dizisinde neler olup bittiğini zamanda yolculuk temelinde açıklamaya çalışmışlar [ing]. Şahsen benim aklıma yattı bu teori. [via]
resme tıkla, büyüt
Harf Notu Totosu
Bugün derste, çelik hocası 9/11 diye bilinen saldırıdaki kulelerin neden yıkıldığını anlattı. Çelik taşıyıcı sistemin hararetin etkisi ile, ki bazı katlarda 800 santigrad’ı geçiyormuş, haşlanmış makarnaya dönüşmesini gördük.
Sonra hoca “Olayın siyasi boyutu bizi ilgilendirmiyor, şimdi belki bunu Amerika kendi kendisine yaptı diyenler olacaktır içinizden…” filan diye geyiğe sarıp, muhabbeti ders arasına kadar götürmeye niyetlenince sıkıldım. Önümdeki kağıda, bu dönem aldığım dersleri yazıp, karşılarına da kaç kere aldığımı ve hedeflediğim harf notlarını yazdım. Yanımda oturan arkadaş da, “ver bi bakayım” dedi baktı kendi tahminlerini yazdı, sonra onun yanındaki de “ver, bana ver” dedi kendi tahminlerini yazdı, sonra öndekiler aldı filan, öyle öyle derken sınıfın bir bölümünü dolaştı, geri geldi kağıt.
Kağıdı elime aldığımda o kadar heyecanlandım ki durduk yere. Neyse ki sınıfın genel kanaatine göre hiç bir dersten kalmayacağım, hamdolsun. Bu sevindirici, bu güzel. Biraz üzen şey ise, gençlerin, dersleri daha önce kaç kere aldığımı gösteren yere yazdığım rakamları dersin kredisi zannetmeleri, mesela “diferansiyel denklemler (6)” gibi. Evet, vayaburekoyi.
Kağıdı sakladım, 7′de 7 yapanı yemeğe götüreceğim.
Sadece yön tuşları ile oynanan, gittikçe yükselen temposu ise son zamanların en güzel flash oyun: Grid 16. Oyun sonunda, oyun yetenekleriniz hakkında güzel bir grafik veriliyor. Benim reflexlerim iyiymiş. [via]
Ahmet Turan Alkan soruyor: “Celâdet bahrinde kabadayılığımıza diyecek yok; peki ya nezaket bahrinin neresindeyiz?“
Resim altı yazısı
Gazetelerin birinci sayfalarına bakıyorum Netgazete.Com‘dan, Vakit’te manşetin hemen altındaki resmin altındaki son cümle de şöyle yazıyor: “Şehitlerin anneleri hep başörtülüydü” (25 Şubat 2008).
Bu cümlenin ifade ettiği şeyi, ne kastettiğini en gerizekalımız bile anlıyor değil mi? Resmen ve alenen bölücülük, provakasyon, adilik başka bir şey değil.
“Nefret etmek” kullanmaktan kaçındığım bir ifade günlük hayatta, ama yerini bulunca esirgemeyeceksin: Vakit Gazetesi’nden nefret ediyorum.
Recep İvedik, berbat bir film
Kardeşimle gidelim dedik, tüm seanslar tükenmişti cuma günü için. Aynı kalabalık dün de vardı, ama yer bulduk ve seyrettik. Berbat bir film olmuş, belli ki “olmamış” yani. Fragmanının sündürülmüşü mü desem, uzatılmış mu desem bilmiyorum. Komiklikleri fragmanındaki kadar işte bir iki yerde daha güldük belki. Hepsi o. Senaryo zaten tırt, hiç konuşmayalım.
İğrençlik, kaba saba haraketler tahmin ediyorduk ana karakteri bildiğimiz için, de, bu kadar değil yani. Bir iki, üç beş değil; film komple bu iğrençlik üzerine kurulmuş. Hollywood’un gençlik filmleri bile daha klas kalıyor bunun yanında. Elbette beklentim Ezel Akay’ın Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü? filmindeki gibi muhteşem replikler, on numara komiklikler değildi; ama bu kadar da kötü olacağını düşünmemiştim. Çok uzun süreden beri ilk defa sinema biletine verdiğim paraya acıdım. Hakikaten, keşke sadece TV de kalsaymış Recep İvedik.
Emret komutanım, maskeli beşler şeyleri, son dönem hababam sınıfı şeyleri, çılgın dersane şeyleri filan. Hakikaten komik bir yerli sinema yapılmayalı ne kadar oldu sorusundan önemlisi, hakikaten komik bir yerli yapımı daha ne kadar daha bekleyeceğiz?
Birisi çeşitli görüntüleri birleştirerek Beyaz hoca hakkında bir video klip hazırlamış: Zekeriya Beyaz kimdir?.
Ben seyrettim ve şu anda, çok değişik sipiritualist duygular içindeyim.
Beyaz bir renk midir?
Kaan Sezyum, Ocak ayında, Radikal Cumartesi’de yayınlanan bir yazısında Beyaz ve Beyaz Show hakkında bir iki kelam etmişti, okuyalım bakalım ne demişti:
[...] Aa, Beyaz! Boş bakışların ve kaçan esprilerin adamı Beyaz. Yıllardır ne etliye, ne sütlüye dokunan, yazılan repliklerini unutan, şakaları şaşıran dili dolanan, ailenizin çocuğu Beyaz. Valla Beyaz bizim evde olsa çok pis zulüm yaşar bu şakacılığıyla. Ama hakkını da yememek lazım. Yıllardır ekranda ve sahnede pişe pişe bi rahatladı. Hatta o kadar rahatladı ki artık hiçbir şey bilmemesini bir avantaj olarak kullandığı ‘Biri bana anlatsın’ , ‘Ben bu denilenleri anlamıyorum’ , ‘Ya neler oluyor?’, ‘Ben mi?’ gibi programlarla ekranları parselledi. Tabii bu noktada diğerlerinin (Şahan, Okan B. gibi) tutarsız ekran performansları da Beyaz’ın tutarlı sıradanlığını parlattıkça parlattı. ‘Beyaz Şov’u kim izler, neden izler anlayamıyorum. Helyum çekip incelen sesler mi komik, yoksa gelen konuklara bir türlü sorulamayan sorular mı insanı merak içinde bırakıyor? Beyaz bize sıradanlığımızı hatırlatan, bizi ileriye taşımayan, heyecandırmayan, hayatımızın sıkıcılığını, yaşadığımız ülkedeki tüm olumsuzlukları, dilimizin otoriteye karşı tutukluğunu, şovenistliğimizi, tek düzeliğimizi, ezilmişliğimizi sürekli hatırlatan gerçekten de beyaz, renksiz, saydam bir ekran figürü. Yıllardır hiçbir konuda net fikrini söyleyip ortalığa bir şey koymadan, sıradan insanların da başarılı olabileceğini, sallarsak başımızı, maaşımızın bize şıp şıp damlayacağı bir dünyanın işaretçisi.
Gelen bayan konukların belli noktalarına bakıp, onların yanına kanepede zorla oturmaya çalışmak komikse, ben buna gülmüyorum, kimse kusura bakmasın. Zaten annenizin ve babanızın sevdiği bir espri anlayışı ne kadar komik ve güncel olabilir? Hani olay şovsa, ciddi görüşümdür, İbo Şov bütün bu sözde talk-şovlar içinde en iyisidir. [...]
Dün gece yatmadan evvel yaptığım zapping turunda denk denk geldim kendisine;
‘Şu anda öğrendiğimize göre operasyonda 44 terörist tesirsiz hale getirilmiş. Ancak bu arada güvenlik güçlerimizin de 6 şehit verdiği haberini üzüntüyle öğrendik. O yüzden programızıı burada kapatıyor ve bu savaşın bir an önce durmasını artık şehitlerimizin olmamasını istiyoruz’
diyerek yayını bitirdi.
Snickers Reklamı: Yeşiller & Kırmızılar
Pazar da güzel başlasın:
Bu reklam videosunu da Wanadoo gösterdi sağolsun.
The Only One Video Clip
Wanadoo gösterdi bu şahane video klibi:
Cumartesi güzel bitsin diye..

