Vakti zamanında, hatırlayan liseli olamaz, Şota ile Arçil vardı Trabzonspor’da. İşte onların bir de tercümanı vardı:
Daha kaliteli bir görüntü için facebook’tan seyredin.
Meraklısına Şota Arveladze, Arçil Arveladze ve Arveladze Vakfı.
Vakti zamanında, hatırlayan liseli olamaz, Şota ile Arçil vardı Trabzonspor’da. İşte onların bir de tercümanı vardı:
Daha kaliteli bir görüntü için facebook’tan seyredin.
Meraklısına Şota Arveladze, Arçil Arveladze ve Arveladze Vakfı.
ah/ seni kötü kö/pek güzel kedi, ah/üzdün/üz beni/ uyandırdılar/ sabah/ dinledi/m/eğer gecey/miş muş müş/ şu olmuş bu/ bitmiş. olsaydı/ da bekleseydim/ bir ihtimal daha/ yok/ farkındayım/ olsaydı/ da çok isterdim uyanmaya o paralel evrene.
ah/ aşikar/ neden ve nasıl ya da niçin/ sormak/ artık/ manasız yere/ ve ah/ döküldünüz/ bir başka/larının bir başka gün/leri için saklanan incilerim, belki ah/sen gözleri/ buğu/lu güzel sarı, belki/ahtan da yakın sen sözleri efsunlu/ şık lacivert. tam şurama bir yumru/k ve a, ve l, ve b, ve i, ve m, ve artık şimdi bir/az daha kırgın dün/yaya çok daha güvensiz/ mutsuzluk ihtimali taşıdıkları için mutluluklar.
ah/ aşikar/ ne söylenir bil/e/memekten sebep/ bana karanlık olana/ dair, belki ah/ şimdi/den itibaren ben/ sadece mutluluğu çoğaltmaya içimde/n içinde/n geçen şiirlerle/ ve şarkılar/la/ yetinmeliydim. belli/ ki öyle, ama dur/bidur/duramadım, beni bir/dur dinle/me/seniz de olur/mu /ne/ olur.
ah/ ama seni değil/ belki ah/ seni de değil /belki ahtan da yakın/ sizi çok sevdiğimden/ hep/ bunlar, öyle olmasa/ydı dövmezdi anne/ler göz/lerinin bebeklerini ve baba/lar hiç ters bakar mıydı gül/ümseyen goncalarına.
ah/ şu hayat/ta aldığım her yumruğun acısı/ elbet unutturur kendini/ bir sonraki/ne kadar/ ve ne zaman/ zorlasam da sıkamıyorum kendimi/ bu şekilde/ tutamıyorum/ alamıyorum bu /ah/ bir manasız/ suçluluk duygusundan/ kusurusuz sorumluluk/ bu mudur/ bu hastalığın bilinmeyen adı/ nedir/ yoksa uzaktan çok sevmektir/ mi?
ah/ helallerin en sevilmeyenine başvurduğunuz/un gün/düz yolda devrilen bir/az sonra yıllar olacak belli/ belirsiz yere düşen gözlerim/deki inci/tir tir gelen titreme/ler benim payım /hani/ yoksa/ nazar/ımdaki karanlık vurdu sizi/beni korkutur birihtimalbileolsa binbeşyüzdereden gelen kimi vesveseli suyla belki/ah/belki ahtan da yakın.
ah/ çekseydim/ nazarı/mı da değmeyeseydi/ o zaman/ size/ de geçeydiniz /mi/ birlikte ve belki ah/ ama şimdi öteki tarafında/n nehr/in de geçeyim /mi ha?/ geceyim diyen ene/den dan dun diye kurudu bir/den dan dun diye çekildi suskunluk/tan /ah/ aman dileyen her ruha düşen/i kaldıran bir tılsım/bu işte/ benim payıma düşen bir koca: lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn!
Bir büyüğümüz, “Araba mezarlığı bir memleketin gelişmişlik simgesidir” demişti bir vakitler, uzaktan işaret ettiği yer otomobil pazarıydı gerçi ama herneyse.
Şimdi, araba mezarlığı gelişmişlik simgesi ise, bu uçak mezarlığı ne simgesi oluyor çok merak ediyorum.
* Küllerinden doğan post. ilk yayın tarihi: 05 Mayıs 2008.
RTÜK’ün yeni projesiymiş. 21:30′dan sonra, çocukları “dooooğ-ru yatağa” gönderme projesi. Tele dedikleri, bacakları olan ama kolu olmayan, kutu şeklinde antenli bir göz 21:30′dan sonra çeşitli bant reklamlar şeklinde aniden karşımıza çıkarak “bugünlük televizyon yeter, bütün çocuklara iyi geceler” diyecek. Çocuklara uyku saatini hatırlatmaktan ziyade, anne babalara çocukları yatağa gönderme zamanını bildirecek bir uygulama.
Prensip olarak çocukların yatağa erken gönderilmesinden şikayetçiyim. Sırf bu yüzden Parlement Sinema Kulübünü seyredememiş onlarca arkadaşım var benim. Ertesi gün, muhabbetin içine dahil olamamanın ezikliğini hiç bir psikolog tedavi edemez.
Öte yandan bizim Muhterem Ömer (1) de seviyor televizyona bakmayı, denk geldikçe, özellikle reklamlarda. Takılırsa alamıyoruz karşısından. Hele şimdi yeni yeni yürüyor, televizyona bakarsa dengesini kaybedip düşüyor bazen, düştüğü yerden seyretmeye devam ediyor. Çok fena. “Bir saat televizyonun zihinde yarattığı tembelliğin telafisi ancak bir hafta kitap okuma ile olur” diye bir şey okumuştum küçükken, hesaplıyorum, o hesaba göre Muhterem Ömer’in de nerden baksan bir tam gün filan kitap okuması lazım. Mümkünatı yok, çünkü adam henüz bebek, okuması yok. Akıllı logoları da kategorik olarak reddediyor, yine bebek olmasından dolayı.
Bebeklerin laftan anlamaması üzerine daha konuşuruz ama ana konuya, yani RTÜK’ün çocukları yatağa gönderme konusuna geri dönersek, bence seçilen bu 21:30 saati de çok saçma. E, okuldan gelen çocuk yemekti dersti ödevdi derken, az iki dakka da TV’ye bakayım demeye kalktığı anda ya “ana haber”lere denk gelecek veya sağ alt köşesinde “anahaber’e 3:26 dk kaldı” yazan reklam’a. Yani seyredeceği ya ıvır zıvır politika haberleri ya kendisine zerre eğlence veya heyecan ya da eğitsel bir şey sağlamayacak diğer haberler veyahut abuk subuk reklam tekrarları. En dandik dizinin bile geçen hafta özeti 21:00′de başlıyor zaten. Yani böyle bir şey yapacaksa çizgi filmler ile diziler, dizilerle de anahaberler yer değiştirilmeli. Dizi özetleri yerine de bir önceki günün haber özetleri verilebilir. Uygundur.
Eski bir mevzu tabi ama ben yeni duydum, geçen 2009 yerel seçimlerinde, Çorum’da 4 yaşında bir çocuğu 6 oyla köy ihtiyar heyetine seçmişler. İl Mahalli İdareler Müdürlüğü olayın duyulması, basına yansıması üzerine soruşturma başlatmış.
Facebook’ta, Fw: maillerde çılgınlar gibi yayılan Burudanga efsanesi. Altına Emniyet Genel Müdürlüğünün anasayfası da iliştirilerek yayılınca daha etkili olduğu düşünülen hikaye şöyle:
Bir benzin istasyonunda, arabasina benzin doldurmakta olan bir BAYANın yanina gelen birisi, BOYACI oldugunu söyleyerek, hizmet amaciyla kibarca KARTını sunuyor. Karti aldiktan sonra arabasina biniyor bayan. Adam da, baskasinin kullandigi bir arab…aya giriyor. Bayan, istasyondan çikmaya hazirlanirken, arkadaki arabanin da ayni anda istasyondan çiktigini ve KENDİSİNİ TAKİP ETTİĞİNİ farkediyor. Tam aninda da bir BAŞ DÖNMESİ ve ZOR NEFES ALMAKTA oldugunu hissediyor bayan. Camı açmak isterken, adamın verdigi KARTI ALAN ELİNDEN TUHAF BİR KOKU alıyor Arkadakilerin de nerdeyse kendi arabasina yapisircasina yaklastiklarini görüyör. Kaybedecek zaman olmadigini düsünerek basiyor gaza, o hızla giderken ilk gelen park yerine daliveriyor. Sert bir frenle durduruyor arabayi, ayni anda da kisa aralarla bastigi klaksonla imdat isareti verircesine durmadan velvele saçiyor ortaliga. Baskalarinin da bulundugu park yerine gelen ikinci araba var hiziyla çikis yönünü alarak uzaklasip gidiyor. Adamlardan böylece kurtulan bayan, uzun bir süre sonra kendine gelebiliyor ve normal nefes almaya basliyor ancak. Bayani böyle çok ciddi bir duruma sokan bir maddenin karta sürülmüs oldugu anlasiliyor. Adi, “BURUNDANGA” olan bu UYUŞTURUCU MADDE, bir kisinin üstündekileri çalmak veya baska kötülükler yapmak için kullaniliyor. Basit bir kart üzerine kolayca sürülebilen bu uyusturucu, cinsel taciz amaçli kullanilan uyusturucuya nazaran dört defa daha tehlikleli. Yolda, disarda tanimadiginiz birisinden ve hele yalnizken asla böyle bir kart almayin sakin. Ikametgâhlara kadar gelerek hizmet sunanlarin da kullandiigi bir yöntem bu. Uyanik olun. Yeni teknolojinin yararli hizmetlerini kullanarak, bu bilgileri çok genis bir dagitimla çevrenize duyurabilme çabaniz için tesekkürler.
Amma lakin ki öyle değildir! Bu yazı Hoax Slayer’da 2008 Eylül’de çıkan bir geyiktir, şehir efanesidir. (bkz. Hoax Nedir?). Yani yalan, yani dolan. İlave olarak EGM’nin sitesinde de brudanga ile ilgili bir yazı veya uyarı bulunmuyor.
Meraklısına Unsubstantiated Urban Legend olarak değerlendirilen yazı: [spoiler]
A man came over and offered his services as a painter to a female who was putting gas in her car and left his card. She said no, but accepted his card out of kindness and got in the car. The man then got into a car driven by another gentleman. As the lady left the service station, she saw the men following her out of the station at the same time. Almost immediately, she started to feel dizzy and could not catch her breath. She tried to open the window and realized that the odor was on her hand; the same hand which accepted the card from the gentleman at the gas station.
She then noticed the men were immediately behind her and she felt she needed to do something at that moment. She drove into the first driveway and began to honk her horn repeatedly to ask for help. The men drove away but the lady still felt pretty bad for several minutes after she could finally catch her breath.
Apparently, there was a substance on the card that could have seriously injured her.
This drug is called ‘BURUNDANGA’ and it is used by people who wish to incapacitate a victim in order to steal from or take advantage of them like REPEATED GANG RAPE. This drug is four times more dangerous than the date rape drug and is transferable on simple cards.
So take heed and make sure you don’t accept cards at any given time alone or from someone on the streets. This applies to those making house calls and slipping you a card when they offer their services .[kaynak]
[/spoiler]
Techcrunch haberine göre Mark Zuckerberg’i Facebook’ta engelleyemiyormuşuz.
Adam mekanın sahibi abicim, paşa gönlü ne isterse öyle ayarlar platformu. Yarın öbürgün birisi çıkıp Mark Zuckerberg‘in ekranında “derhal bana abone olsun” tuşu var derse hiç şaşırmam. Zaten Facemash‘ten facebook’a Zuckerberg’in manitacılık kariyeri de ortada.
Haftasonu Eskişehir’deydim. Master / yüksek lisans işleri vardı onları yoluna koymak için gittim, gitmişken bir kaç ahbabımı, bir kaç eski dostumu da gördüm. Pek mutlu ayrıldım. Ayrılırken farkettim ki ahbapların en büyüğü de Eskişehir’miş. Continue reading
Pulsate sayesinde birbirine çarptıkça ses çıkaran çemberler üretiyor, bunlarla müzik yapıyorsunuz. Uyarmadı demeyin bağımlılık yapıyor.
Dünyayı kurtarmak için gönderildiğini iddia ediyor ama Türkiye hariç diyor:
Kolaylıklar diliyorum, ama o kitapçıkla azıcık zor.