Bobiler.org’un son günlerdeki en harika montesi budur bence.
JCI Girişimcilik Akademisi, Anadolu Üniversitesinde her yıl olduğu gibi bu yıl da çeşitli eğitim, seminer ve paneller düzenliyor. Bu senenin konusu Bilgi Ekonomisi. Etkinlik programında IT sektörü ile ilgili eğitimler dikkatimi çekti.
Hem sertifikalı hem de 10YTL olunca, dün gittim, ilk gün programından ISI Emerging Markets Genel Müdürü Kerim Alain Bertrand‘ın vereceği Click Into Your Future (İnternet Ortamında Geleceğin Şirketini Kurun) başlıklı eğitimi seçerek kayıt yaptırdım.
Eğitim saatinden biraz önce vardığımda şok oldum. Kerim Bey yurtdışında olduğu için gelemeyecekmiş, dolayısı ile “Click Into Your Future” eğitimi iptal edilmiş. Olabilir, ben de bir kaç yıl STK’larda çalıştığım için biliyorum, zordur, eğitimci, panelist son dakika golü atabilir, işi çıkar, hasta olur, bişey olur yani; bunu katılımcılara anlatmak da çok güçtür. Ama benim anlamadığım şey, ben katılım biletimi perşembe akşamı satın aldım, iptal edildiği muhtemelen belli olan etkinlik için neden bilet satıyorsunuz? Bunu JCI’a yakıştıramadım. Bir beceriksizlik olarak kayıtlara geçti.

Bu sıcakta teptiğim yolu geri gitmemek için ve de zorluk çıkarmamak için, teklif ettikleri üzere eşzamanlı başlayacak başka bir seminere kayıt yaptırdım: İş Planı Eğitimi.
İş Planı Eğitimi, ise iş planı eğitiminden başka herşeye benzedi. Beğenmedim. Programda 3 Eğitimci gözüktüğü halde Akdeniz Üniversitesinden gelecek olan Dr. Nuray Atsan Hanım yoktu. Bizim üniversiteden katılan Doç. Dr. Mehmet Başar Hoca da 15 dakika Girişimcilik üzerine bir şeyler anlattı ve bir yakınının sağlık problemleri ile ilgilenmek için müsade istedi gitti.
Kalan tek eğitmen, AB İş Geliştirme Danışmanı ve JCI yöneticilerinden Abidin İçden de girişimcilikten, JCI’nin faaliyetlerinden bahsederek ve konusu İş Planı olan bir eğitimin yalnız 20-25 dakikasını “iş planı hazırlamaya” ayırarak eğitimi bitirdi. Ayırarak dediysem kibarlığımdan diyorum, siz bunu hazırlanan slaytların hızlı hızlı geçilmesi olarak anlayın lütfen.
Zaten katılımcılardan birisi de bunu yüksek sesle dile getirdi. “Biz buraya İş Planı Eğitimi almaya geldik, eğitimin bitmesine 35 dk kaldı hala İş Planı’na dair bişey işitmedik” diye. Hakikaten teması İş Planı olan bir eğitimin, geç başlayıp bir saat geç biterek bu kadar baştan savma ve plansız yapılmasını ayıpladım vallahi.
Eğitim sonunda, “Click Into Your Future” eğitimden bu eğitime dahil olanlara sertifikalarının sonradan verileceğini öğrendik. Tuz biber oldu bu da. Keçeli kalemle doldurulan bir sertifika için bir ton angarya daha çekmemek için görevli öğrencileri (maalesef) kâle almayarak, gittim yetkili (gravatlı) birini bularak durumu aktardım, sonra orada bizim için yeniden sertifika yazdılar. Bir ton angaryadan kurtardığım insanlar için ufak bir kahramanlıktı bu galiba.
Şu anda keşke evde kalıp uyusaydım diyorum, vallahi daha verimli bir gün olurdu benim için.
Merak ettiğim iki eğitimden diğeri, Eczacıbaşı Bilişim A.Ş. İş Geliştirme Müdürü Zafer Babür’ün IT Ekonomisi Farklı Yaklaşımları ve Uygulamaları eğitimi için yarın sabah yine Anadolu Üniversitesi Kırmızı Salondayım. İnşallah, bu sefer umduğumuzu buluruz, laf salatası yerine işe yarar bir şeyler öğreniriz. Ümitliyim.
Edit: 2. Gün İzlenimlerim (Zafer Babür – IT Ekonomisi Farklı Yaklaşımları ve Uygulamaları eğitimi)
Yan tarafta blogkürede bugün diye bir bölüm var, google reader üzerinden ilginç bulduğum blog yazılarını filan paylaşıyorum. Şimdi bunu biraz daha genişleterek müstakil bir sayfaya taşıdım: Paylaşılan Öğeler.
Google Reader paylaşımlarının yanısıra, Del.icio.us, Stumble Upon gibi birkaç siteden de beğendiklerimi eklediğim bir liste olacak orada. Facebook, Twitter gibi kişisel zımbırtılarımı koymadım. Çünkü daha ziyade canı sıkılanların takılabileceği bir alan olarak düşündüm. Tam manası ile olmasada bir çeşit lifestream yani.

Bu arada, bu RSS akışlarını birleştirmek için profilactic adlı servisi kullandım.
Sigaraya başlamak nasıl arkadaşlardan görerek oluyorsa bırakmak da arkadaşlardan görerek olabiliyormuş. Diğer bir değişle sigarayı bırakmak bulaşıcıymış (Butting out together).
19 Mayıs’tan itibaren genişletilen sigara yasağından sonra bir çok arkadaşımın sigarayı bıraktığını gördüm, sevindim onlar adına.
Türlü sebeplerden açılan bloglar, aynı şekilde, türlü sebeplerden kapanabilir. Sahibinin/ sahibesinin keyfine bağlı olarak yaşanabilecek bir gelişme. Ekseriyetle üzülmüyorum kapanan bloglara. Ancak, İzlenimler ve Düşünceler veda yazılarını yayınlayınca değişik bir burukluk yaşadım. Sanki devam etse daha iyi olacakmış diye düşündüğüm için olabilir.
Derin Sular’dan Serdar Kaya da bir şeyler yazmış bu “nerde trak orda bırak“larla alakalı olarak: Yorum Blogları Birer Birer Kapanıyor. Özellikle son paragrafı çok beğendim, güzel bir tespit var:
Bence her blogu müstakil bir proje olarak ele almak gerekli. Tabii bu kısa ya da uzun vadeli, yani sonlu bir proje de olabilir. Bu durumda, sona eren projenin arşivi de zaten baştan hedeflenilen eserin kendisi anlamına geleceğinden, elektronik ortamda hizmet sunmaya devam eder. (Bir heykeltraşın eseri gibi.) Konuya bu şekilde bakıldığında, bir blog projesinin sonunda değil başlangıcında alınan kararlar önemli hale geliyor.
Haftasonu hem Konya esnafının yüzünü güldürmek, hem de onları hayattan tiksindirmek için Konya’daydım. Mobilya, perde ve halı bahsini kapatmak için, şehir merkezindeki hemen hemen bütün sektör mensupları ile bire bir görüşmelerde bulundum. En nihayetinde bütçemiz çerçevesinde, metresi 35 ytl’ye akrilik yün Dinarsu halılar ve yolluklar, Brilliant’ın VIP serisinden metresi ortalama 17 ytl’ye şirin ve sevimli tüller aldık. Peşin paranın gözünü seveyim; açmadığı kapı, sebep olmadığı iskonto yok.

Alış verişimiz sırasında habire yedik içtik ayıptır söylemesi. Bu arada iki yer keşfettik. Birincisi, şehir merkezindeki Kule Site AVM’nin içinde bir yer açılmış, Konya Mutfağı adında. Gayet nezih, temiz ve sakin. Etli ekmek ve karışık kebap için ödeyeceğiniz komik ücret de cabası. Servis de muazzam. Diğer mekan ise Kukla Kebap. Ankara merkezli bir zincir restoran’ın Konya şubesine gittik. Burayı ilginç kılansa lezzetli yemekleri değil, siz yemekteyken yapılan kukla gösterileri. Mehterandan, İbrahim Tatlıses’e, Şakira’ya kadar bir çok komik kukla gösteri yapıyor. Çocuklar için ve hatta çocuklu anneler için ne muhteşem bir şey olduğunu bizzat gördük.
Bu sefer süre kısıtlıydı, darısı diğerlerinin başına
Peşinizden söylenmiş olma ihtimalinin sizi yıktığı cümleler serisinden:
Çok terakki edeceği ümidini besleyip hayal kırıklığı yaşadığım öyle kimseler var ki, zannediyorum, bazı günahları küçük gördüklerinden kurbet yolunda mesafe katedemiyor ve oldukları yerde sayıyorlar; oysa, mü’min bir harama nazar, bir hilaf-ı vaki beyan ya da bir gıybetten dolayı ömür boyu ızdırap duymalı…

QE2 kodlu Kraliçenin pasaportu yokmuş. Türkiye’ye eniştenin yani Edinburgh Dük’ü Prens Philip’in pasaportuyla gelmiş.
Meğer, Birleşik Krallığın Kraliçelerine ait pasaport olmazmış, neden çünkü bütün İngiliz pasaportları zaten onların adına verilirmiş.
Geçtiğimiz aylarda Türkiye’yi ziyaret eden Papa 16. Benedikt de pasaportsuz gelmiş.
1960′tan günümüze ABD seçimlerinde kullanılan kampanya logolarını derlemişler [via]. 1996′da seçimde birisi el işaretlerini kullanmış. Bu haraketler bizdeki herhangi bir seçimde kullanılsaydı, tam manası ile çorba olurdu memleket siyaseti.
Başbakanın dediği gibi 3-5 değil, tam 18 çocuk varmış Duggar ailesininde (fotoğraflar). Biri de yoldaymış.