Bu iki eleman 5 dakikada 100 filmin sonunu anlatıyor. Filmleri bitişlerine göre sınıflandırmışlar sanırım. (Spoiler nedir peki?)
Bu iki eleman 5 dakikada 100 filmin sonunu anlatıyor. Filmleri bitişlerine göre sınıflandırmışlar sanırım. (Spoiler nedir peki?)
Show Tv’deki “Yemekteyiz” programını seyrediyoruz bu aralar. Onlar birbirlerine çemkirdikçe, biz de onlara çemkiriyoruz. Geçen gün burada yarışanların “gerçek insan” değil oyuncu olduklarını öğrendik ekşi sözlükten. Meğer bizi yiyorlarmış.
Enteresandır, yine de izlemeye devam ediyoruz. “Varsın oyuncu olsun, o yemeğe o katılır mı” tadında devam ediyoruz. Yemekteyiz ya, yiyor gibi yapıyoruz.
Vakti zamanında anneme Atv’deki “İtirazım Var” programına katılanların “gerçek insan” değil, oyuncu olduğunu söylemiştim. Ancak bir dizide gördüydü de, öyle inandıydı bana. Tabi izlemeye de devam etmişti.
Edit: Bu da Yavuz Seçkin’in Yemekteyiz’iymiş:
Vakti zamanında PTT – Trabzonspor maçında, Trabzonspor’un amigosu tribünleri hazırlıyormuş:”Sağ elimi kaldırınca bordo, sol elimi kaldırınca mavi, ellerimi havada birleştirince sessizluk”. Maç başlamış, sağ el kalkmış tribün inlemiş, “Bordooooo”… Sol el kalkmış, tribün inlemiş, “Maviiii”… Eller yukarıda birleşmiş, tribün -maalesef- yine inlemiş, “Sessizluuuuuuk!”. Topoğraf bir abimizin anısı bu bizzat yaşamış.
Bazen sessizliğin ne zaman sağlanması gerektiğini anlayamıyoruz, bazen de işte, anlatılan gibi yanlış yorumlanabiliyor.
Bakınız, “Niçin yazmıyorsun?” ile “Niçin yazıyorsun?” arasında bir yerlerde, “Yazdığını düşünüp aslında, bir şey yazmayalı ne kadar oldu?” olmalı bence, hatta kendime muadil soru olarak “Sahi, nedendi ki bu?” veriyorum bir de. “Okumadan yazmak” ile, “cin olmadan adam çarpmak” arasında ne fark olduğu ise ödev sorunuz olsun. Herkesin final notuna 10 puan 10 puan 10 puan 40 puan ekledim böylece.

Hayatım kabul edilen, kanıksanmış çizgiselliğin dışında. Veyahut nasıl diyeyim, ömrümün “milestone”larının kronolojik olarak yerleşimi sıradan değil; bunu malum-u ilam olarak söyledim.
“Kimse bilmesin, ama herkes anlasın” bence en güzel yaşam biçimiydi, ki hala da öyledir. İkisinin arasında ne var derseniz sessizlik var belki, belli ki öyle.
“Sen çalışkan bir arkadaşa benziyorsun, seninle çalışmak isteriz” cümle-i harikasına mazhar olduğum şu günlerde bunları düşünüyorum.
Sürücü kursuna gitmeyip hazırladığımız mutlu bir pazar kahvaltısı sonrasında sevgili karım, telefona kendi sesinden şarkılar kaydedip bana dinlettirmemiş olsaydı; dahasını da düşünebilirdim.
FriendFeed’e yazdım da pek ipleyen olmadı. Buraya da yazayım da tam olsun bari. Şöyle bir fikir var elimizde:
Sadece “google adsense alakalı reklam bulamadığında” reklam gösterecek bir reklam servisi. google adsense panelindeki, “Herhangi bir alakalı reklam yoksa ne gösterileceğini seçin” kısmında yer alan “Başka bir URL’den Google’a ait olmayan reklamları göster” seçeneği için.”
Başlangıç olarak böyle.
Şunu bi geliştirelim de, e-Tohum bizi canlı yayına alsın.
Efsane flash oyunlardan “Warfare: 1917“, flash oyun sitesi Kongregate‘de önerilen oyunlardan birisi bu aralar. Yeni farkettim ben. Tavsiye ederim. Strateji ve savunma türündeki bu oyunu, yine efsanevi Armor Games yapmış.
Kongregate, yemek molası için süper bir yer bence. “Nahnu” adı ile üye oldum. Level 7′deyim. Arkadaş olarak ekleyin de çevre yapmış gibi olalım, beraberce bilgisayarın zararlı etkilerinden faydalanalım.
Post apokaliptik popüler kültür blogu Arabölge de, böyle şahane flash oyunları derlediği bir flash oyun köşesi açmış, oraya da bakın mutlaka.
Arkadaşım Eray Endeş, ki kendisi çok kral insandır, artık Eray Endeş nokta kom‘da yani erayendes.com‘da yazıyormuş. E eskiden neredeydi derseniz cisday.org‘daydı derim; siz de büyük bir ihtimal “Ya hu ELOY desene şuna” dersiniz.
Forward mail her zaman korkunç değildir:
Uzay mekiğinin yakıt tankının genişliği neden 1.5 m. dir?
ABD’nin uzaya gönderdiği uzay mekiğinin yakıt tanklarının genişliği 4 feet, 8.5 inçtir. (yaklaşık 1,5 m.) Uzay mühendisleri bu tankları genişletmek istemişler, ancak başaramamışlardır. Çünkü bu tanklar fırlatma rampasına trenle gönderilmek zorundadır. Ve söz konusu tren yolu tünellerden geçmektedir. Tünellerin genişliği ise tren raylarının arasındaki genişlik olan 4 feet 8.5 inçten biraz fazladır.Neden 4 feet, 8.5 inç?
Çünkü vaktiyle tren rayları İngiltere’de böyle yapılmıştır ve ABD demiryolları İngiliz göçmenler tarafından inşa edilmiştir.Peki neden İngilizler bu genişliği kullanmışlar? Continue reading
Rahmetli B. Ecevit’ten sonra R. Tayyip Erdoğan başbakan olduğunda sağda solda “nihayet boylu poslu bir adam geldi başımıza” diye ciddi ciddi sevinenleri duymuştum. Var demek ki hala yönetici olarak kalıplı, boylu poslu birilerini görmek isteyen.
Swissmiss üşenmemiş bu boy-pos meselesini ABD başkanlık seçimine uyarlamış. Gelmiş geçmiş başkan adaylarının, ve kazananları boy ve kiloları ile gösteren bir infografik hazırlamış: The Measure of a President.
Bizim siyasetçiler için de böyle bir infografik hazırlansa da, siyasetçi profilimizi görsek keşke.
[...] Ancak, blogların Türkiye’de, en azından şu andaki yolu, bize pek doğru görünmüyor. Alternatif araç -medium- olma şansını Türkçe bloglar, an itibarıyla kaybetmiş durumdadır. Bunda belirli blog yazarların sadece Google Adsense’den daha fazla nasıl kazanırım derdinin dışında, blogların çıkış noktası olan, orjinal/ilginç internet içeriğinin paylaşılması yerine, blogların kişisel kusma alanlarıyla sınırlanması da bir sebeptir. Bu yöntemi yargılamıyoruz, ancak bunu içselleştirmiyoruz da.
Ek olarak, önemli bir yanılgı da, Türk blog yazarlarının, yine bir genellemeyle, okumaktan çok yazmayla ilgilenmesi, hatta çoğunlukla da gayet kötü bir dil kullanımıyla yazmasıdır. Sosyal ağların da artışıyla birlikte, sosyal ağlarda kullanılan dil bloglara, sosyal ağlardaki arkadaşlık bloglara sirayet etti. Bu da bir yanlış değil kuşkusuz, ancak biri varsa öteki niye var ya da her ikisinin de var olma nedeni aynı mı? Bu anlayışı da içselleştirmiyoruz. [...] [Neden blog değil dergi?]
Öncesi, sonrası, devamı ve daha fazlası için, Futuristika, Enteresan Mevzular Dergisi okuyun.