Fransa’da bir şehir, Eu, Google aramalarında daha üst sıralarda çıkmak için ismini değiştirmeyi düşünüyormuş. Seçenekler Ville d’Eu, Eu-le-Château and Eu-en-Normandie.
Google aramalarında üst sıralarda yer almak daha fazla turist demek.
Fransa’da bir şehir, Eu, Google aramalarında daha üst sıralarda çıkmak için ismini değiştirmeyi düşünüyormuş. Seçenekler Ville d’Eu, Eu-le-Château and Eu-en-Normandie.
Google aramalarında üst sıralarda yer almak daha fazla turist demek.
Tunç Kılıç, “Askıda ekmek” ve hatta “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halık (Yaradan) bilir” tadında bir atraksiyon başlatmış: Faili Meçhul Kıyak!
İyiliğin ancak iyilik defterlerine yazılmak için yapılmaya başlandığı bir dönemde yaşıyoruz. İster Tunç’un tavsiye ettiği gibi insanlara FMK!‘lar çekerek, ister kendi bildiğiniz yollarla anonim güzellikler yaparak dünayanın daha katlanılabilir bir yer olmasına yardım edebilirsiniz.

Hattı zatında bir çocuğa gizliden gizliye burs vermek, alt kattaki öğrencilere pide ısmarlamak, eşin dostun borcunu kapatmak bize ecdadımızdan kalan “sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmaması” geleneğinin bir parçası. Yani bize yabancı olmayan, yitirilmediği halde unutulan kavramlar.
Bunu farklılaştırıp bize hatırlattığı için Tunç’a çok teşekkürler.
Sabah Gazetesi Dış Haberler Servisinden Bilge Eser, ABD’nin yeni Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton’ın Türkiye ziyareti boyunca yanında “travelling press” olarak bulunacak ve gezi boyunca yaşananları blogunda an be an duyuracakmış [via]. Bilge Eser’in blogu 10 Ekim 2008′den beri yayın yapıyor.
Amerikan Dış İşleri Bakanlığının gezi sırasında gazetecilerin yanı sıra bir blogger’a yer vermesi çok güzel bir olay. Adamlar, işlerini biliyorlar diyebiliyorum sadece. Seçilen blogger da çok uygun, gazeteci, hem de dış haberlerden.
Bizim büyüklerimiz böyle bir şey düşünürler mi? Başbakan’ın uçağında, Baykal’ın seçim gezisinde filan? Hatta Cumhurbaşkanı çita severken, twitter’dan “Aha çitayı elliyor” tadında mesaj atan birileri olsun isterler mi? Mesela şimdi seçim dönemi tam da, neden başkan adayları bunu kullanmıyorlar/kullanıyorlar mı yoksa? Benim bildiğim anca twitter’dan fallow ediyorlar henüz. Hali hazırda yeni biten bir ABD Başkanlık seçimi ve yapılan seçim kampanyalarının başarılı online işleri ortadayken bunlarla yetinmek.
Peki blogger cephesinde durum nasıl olurdu? Mesela bir davet olsaydı bunu kabul etmeyecek blogger çıkar mıydı? Yoksa koşa koşa gidilir miydi? Tam olarak embedded journalism olmasa da, ona yakın bir şey olarak gören çıkar mıydı bu durumu?
Lost S5E11‘de oynacağı haberleri vardı sağda solda, yalanmış, riyaymış. Milliyet’in haberi:
Muğla’nın Marmaris İlçesi’nde yaşayan Açıkgöz herkesi peşinden koşturan yanlış anlamayı ise şöyle anlattı: Sinemaya büyük ilgi duyduğum için ‘imdb’ adlı sinema sitesindeki blogumda hayallerimi yazıyordum. Ancak site yöneticileri çok titiz davrandığı için bunları yayına almıyordu. 10 gün önce, LOST’un 26 Mart’ta yayımlanacak bölümünde oynayacağımı, daha önce ‘Hatırla Sevgili’ ve ABD’de yayımlanan ‘What I like about you’ gibi dizilerde de rol aldığımı anlatan yazım gözden kaçmış olmalı ki yayına girdi. Siteye giren bir gazeteci de bunu gerçek sanıp haberleştirmiş…
LOST’ta oynayacağı haberlerinden sonra basının ilgi odağı haline geldiğini anlatan Açıkgöz, ‘Google’a adım yazıldığında, artık 30 bini aşkın sonuç çıkıyor. Facebook’ta, sadece bir haftada 900 kişi kendisini arkadaş olarak onaylamamı bekliyor. Bu noktaya gelineceğini tahmin bile edemezdim. Kötü bir niyetim yoktu’ dedi.
Helal olsun diyorum kendisine, afferin yiğenim aynen devam.
Ciner Grubu’nun bir gazete çıkarmak üzere olduğunu duyunca epey heyecanlanmıştım. Benim gibi gazetelerin mizanpajına önem verenler için bu anlamda klas gazeteler Zaman, Radikal, Cumhuriyerve belki Taraf’tır. Fatih Altaylı’nın konu ile ilgili yazılarını da takip ettim, boyut olarak da farklılaşacağından bahsediyordu sürekli.
Gazete henüz piyasaya çıkmadı gerçi, ama gazete ve billboardlar’daki reklamlardan gördüğüm kadarı ile mizanpajı piyasanın diğer gazeteleri gibi kimliksiz olacak. Posta kadar çorba olmasa da, eh işte ondan hallice sanırım. Ben kimlik sahibi bir gazete mizanpajı bekliyordum, hatta şık bir logo ile. İlk izlenim olarak zaten logo ile hüsrana uğrattı beni. Altaylı yazılarında sürekli muhabir kadrosunu övüyor ve haber ağırlıklı bir gazete olacağını söylüyor. Umarım yanılırım ve Gazete HaberTürk mizanpajı ile bizi büyüler 1 Mart’da.
Bu arada galiba Hürriyet Gazetesi bir gözlemci (!) göndermiş HaberTürk’e: Basına özgürlük isteyenlere bak.
Sırf ara sıra sinli kaflı konuşuyorlar diye böylesine bir blogun sadece 9 RSS takipçisi olmasına gönlüm razı gelmedi. Hemen 62 tane hesap açıp, ekleyeceğim 62 YTL‘yi.
Bobiler’e eklenen montelerin güzideleri artık Penguen Dergisinde yayınlanacakmış. Bobiler.Org’dan Ozan mevzuatı şöyle özetlemiş: Continue reading
Geçen gün saçımı kestirdim. Aslında kestirmedim biraz etrafını düzelltireyim dedim. Artık berber onu nasıl anladıysa, yıllar evvelin modası amerikan traş gibi oldu. Tekrar gidip düzelttirmeye de üşendim. Sakal traşı da olunca hepten parladım. Nagihan da “ilkokul çocuğu gibi olmuşsun” diye dalga geçti.
Meğer dalga geçmemiş. Sürekli gittiğim bakkal, her seferinde “buyur ağğğbi, tabi ağğğbi” diyen bakkal, para üzerini uzatırken “al bakalım yakışıklı” dedi. Çok içerledim. Keşke insanlar kılık kıyafete göre değerlendirilmeseler bu ülkede. Ama bu saçın da sakalın da kökü ben de bakkal efendi. Görüşeceğiz.