Ne güzel bi’şeydin sen Psyduck, en sevdiğimiz Pokemondun Psyduck. Bugün Martha Stewart’ın programında portakallı ördek tarifini seyrederken birden aklıma geldin.
Ne güzel bi’şeydin sen Psyduck, en sevdiğimiz Pokemondun Psyduck. Bugün Martha Stewart’ın programında portakallı ördek tarifini seyrederken birden aklıma geldin.
Bugün tirit denilen yemek ile tanıştım. Pek sevdiğim söylenemez. Ama çay güzeldi. Çayı da pek sevdiğim söylenemez. Ama çay kafamı çalıştırır. Kafam geç çalıştığı için bu temayı ancak 2134 saat sonra hazılayabildim. Önüme çıkan engelleri tek tek aştım ve başardım. Tam bitmiş sayılmaz. Ama hangimiz tam bitmiş sayılabiliriz ki zaten. Aslında ben tam bitmiş sayılabilirim. Saat sabah 6 oldu, gözler pert, ama olsun yarın pazar, akşama kadar -çok afedersin- “sepet” gibi yatarım. Vardır ya böyle, çok afedersin der duraklar “aha – bomba – rap şeklinde geliyor” dersin ama adam diye diye -çok aferdersin- in peşine “odun, ahmak, kötü kadın” gibi kötü ama söylenince çok kötü olmayan bi’şey ekler. Var bunun bir hikmeti ama bu yaşıma kadar çözemedim. ÖSS’ye girdiğim de bir karıncalı soru vardı onu da çözememiştim.
Yeni tema hayırlı mubarek.
Tırt filmleri seyrede seyrede sense of humour‘um da belli bir ilerleme kaydettim, ama şu habervaktim.com’un mizah anlayışına henüz yetişemedim, ulaşamadım, varamadım. Haneler dizisine bile bir iki defa gülmeyi başarmıştım halbuki.
İstanbul’da 8 cami kundaklanmış. Milletin dişinden tırnağından artırarak yaptığı yardımlarla temizliği yapılan, bakımı onarımı yapılan, hizmet veren bu ibadethanelerden kim ne istemiş olabilir bilmiyorum. Aklım almıyor. Yatacak yeri yok bunların. Onu bilir onu söylerim.
Cliffhanger diye bir kelime öğrendim bugün. Argoda “gösterip de vermemek” ile ifade edilen bir durum. Ekseriyetle çizgi romanlarda, bant dizilerinde ve şimdilerde çokça dizilerde. Bildiğiniz “arkası yarın” aslında.
Bende cliffhanger etkisi yapan şeyleri düşündüm. İlk sırayı işle ilgili beklediğim bir haber alıyor. Onunla beraber, 5. sezonunun finalini bugün seyrettiğim LOST dizisi de beni cidden cliffhanger manyağı yapmış durumda.
Biraz boşluktan istifade ederek dizilerin sezon finallerini günü gününe seyretme şansı buldum. Fringe, House ve LOST finalleri muhteşemdi. Ama hiç seyretmemiş birisine bahsetmenin azami derecede tehlike arzettiği LOST’un finali en güzeliydi. 2010′a kadar ara verdi. Geride onlarca “arkası yarın” hatta arkası “arkası 7 ay sonra” bırakarak. Final hakkında konuşmayacağım, spoiler (keyfkaçıran) okumayı sevsem de yazmayı sevmiyorum.
Çok televizyon seyretmiyoruz aslında. Ama kırık iç antenle zap yapmak da keyifli olmuyor. Bu yüzden geçen hafta aniden bir uydu reciever siparişi verdim. Apartmanının merkezi sistemini kullanacağımız için çanak çömlek detaylarına girmeden en uygunu hangisi olur diye ufak bir araştırmadan sonra SeoulTech Hiremco 1453 FTA‘yı seçtim. Sadece Tv ve anten girişine iki kablo soktum ve 37 ekran Tv’miz 2000′e yakın kanal ile çoştu. Meğer bu model uydudan güncelleme yapıyormuş otomatik olarak. Yoksa biraz meşakkatli işmiş.
Şimdi, ben sadece Az Tv ile mutlu olabilirken yüzlerce fantastik – kuntastik kanalla tanıştım. Erotik sohbet kanallarını, dandik müzik kanallarını, vaaz kanallarını filan silince 300′e yakın kanal kaldı. Yerel yayın yapan Türk kanallarının bazıları sadece müzik veriyor görüntü olarak da kartvizit gösteriyor. Bildiğin kartvizit yani. Onları da sildim. Yeni keşfettiğim bu dünyada optimum kanal listeme doğru emin adımlarla ilerliyorum.
İşin ilginç tarafı, bir iki günlük baş döndüren zap seanslarının sonunda, eski halimize geri döndük. Hemen hemen yine aynı kanallar yine aynı süre. Ama bir netlik geldiği kesin.
“Nice yalanlar gördük. Ben bir yıl hatırlıyorum, Zeki Müren Türkiye’nin en büyük erkek sanatçısı, Bülent Ersoy en büyük kadın sanatçısı seçilmişti, böyle bir absürt, dramatik, toplumun aklının karıştırılmaya çalışıldığı dönemlerden geçtik” - Ertuğrul Günay, Kültür ve Turizim Bakanı.
Hafta sonu Isparta’daydım. Daha önce de bir iki kez kısa süreler için uğramıştım. Gül ile ilgili ne varsa doyabileceğimiz bir yer. Gül reçeli, gül suyu, gül lokumu, gül kremi, gül sabunu, gül kokulu seccade, gül kokulu takke, bildiğin gül filan aklına gelebilecek her şey.
Continue reading
S5E12 ile bizi kendisine bir kez daha bağlayan dizi, LOST’un abctvstore sitesindeki eşya bölümünü gezdim biraz önce. En acayip ürünlerden biriside Dharma Jumpsuit dedikleri, dizideki Dharma karakterlerinin giydikleri tulum. $89.95, KDVsi ÖTVsi var mı bilmiyorum. Helal olsun ama adamlara, etinden sütünden yararlanıyor her türlü.
Bizde de satsan satsan Burhan Altıntop’un el çantasını satarsın heralde. Aklıma ikinci bir şey gelmedi.
Welcome Mr. Obama.
Barrack Hüseyin Obama gelmiş dün, yenge gelmemiş. Kim konuştuysa dinledim televizyon kanallarında. Bush döneminin mirasını, yani Türk Halkı’nın %80′leri bulan “Amerika(n) Karşıtlığı” düzeltmeye geldi diyorlar. Yoksa konuştukları hep hava civa diyorlar. Bence yekpare top atışından tırsması dışında delikanlı bir adama benziyor. Hayır benim gibi afro-american olduğu için bro. ayağı çekmiyorum kendisine. Bana bir Mr. Prezidente’den ziyade NBA’den bir basketçiyi çağrıştırıyor. Veya bi Yattara bi Kompela sıcaklığı alıyorum. Ha diyeceksin “Onlardan ne sıcaklığı aldın bakayım hacı?”, derim ki “Ben onlarda insanlığı ben onlarda güneşi gördüm”.
Güneşi gördüm deyince aklıma geldi. Bobiler için bir monte yapmıştım. Güneşi Gördüm filminin afişinde yer alan bebek halteri metaforu, burada, Konya vilayetinde özel bir hastanenenin logosunda da var. Kimseye değişik gelmedi sanırım bu logo ki yılların hastanesi hala bunu kullanıyor. Tüp bebek konusunda iyi olduğunu söylüyorlar, bir zafer arması gibi sanki bu logo. Her neyse işte bu bahsettiğim monteyi bugün Vatan Gazetesi’nin sitesindeki foto galeri bölümünde gördüm. Sadece benim monteyi değil o konu hakkındaki bütün monteleri araklamışlar. Zaten Bobiler.org’daki adamımız Ozan bir röportajında bundan dert yanıyordu. Ha şimdi soracaksın “Senin Vatan Gazetesi’nin foto galeri sayfalarında ne işin vardı hacı?” diye, cevap vereceğim “Ben onlarda insanlığı ben onlarda güneşi gördüm”. oldu gibi yapın.
İşte bugün Obama geldi, hem de Rasmussen insanını NATO’ya genel sekreter yapıp da geldi. O da ayakta duramayan bi adammış, kolu bertilmiş. Tipsiz. Medeniyyetler ittifakında da konuşmuş, simutane tercümanı gördüm adamı dinlemiyor önündeki notlarından çevirmeye çalışıyordu. Öyle simultane tercüme işi varsa beni de yazdırın. İngilizce – türkçe dijital sözlüğümü kapıp gelirim.
İşte Obama gitti bugün mecliste konuştu, prompter mi diyorlar, ondan bakarak. İngilizcesini geliştirmek isteyen varsa konuşmasının ingilizce transkripti de var. “Evet” dedi arada, müslüman bir ailedenim dedi, mehmet okur dedi hido dedi. Tokalaşmak için birbirini ezdi bazı vekiller.
Good bye Mr. Obama. Biliyor musun, LinkedIn’de hesabını görünce hakikaten kral bir adam olduğunu anladım. Gerçek anlamı ile de kralmışsın zaten. Zaman ne gösterecek, bize hangi kelekleri atacaksın bilemiyorum ama seni George w Bush’tan daha çok seveceğim sanırım. Onu sevmediğim için düz mantık kurdum.