Hayatımda büyük bir yeri olan sevgili Dayım geçen sene Hac için kutsal topraklara gitmişti. Boş otobüs götürüp orada servis hizmeti verip geri gelirken de hacıların zemzemlerini filan getirmişlerdi karayoluyla. Aslında ayakkabı mağzası var ama eski uzun yol şoförlerinden olduğundan böyle bir teklif gelince kabul etmiş. Rabbim de Haccını kabul etsin inşallah.
Dayım gidiş dönüş macerasını yazmış (veya kuzenime yazdırmış). Konuştuğu gibi yazmış.
Belki silinir, kaybolur diye nahnu.org’da da saklamak istedim, okuma kolaylığı olsun diye paragrafları biraz düzelttim:
Dayımın hac macerası
Hacca gitmek için beklediğimiz haber gelince alelacele Giresun-İstanbul-İstanbul-Hatay ve Reyhanlı’da dört günlük bekleyişten sonra gecenin bir vakti vizelerimizin geldiğini öğreniyoruz sevinçle pasaportlarımızı alarak Cilvegözü sınır kapısından Suriye’ye giriş yapıyoruz. Suriye’yi boydan boya katedip, 585 km yol katediyoruz, Ürdün’e geliyoruz. Ürdün boyuna bir ülke, boydan boya 185 km yol alarak Arabistan kapıya, Hadise kapıya geliyoruz araç yoğunluğundan bir günlük bekleyişten sonra nihayet Suudi Arabistan topraklarındayız.
Yolculuğumuz esnasında önümüze ne ayılar ne kurtlar çıktı ama yol güzergahında tabelalarda zaman zaman “HAC MEŞAKATTİR” yazıyor, zaten bizim yolculuğumuzun özeti tamamen budur.
Arabistan’da bize Tebük hacılarıyla hac yapmak nasip oldu. Tebuk, Arabistan’ın kuzey şehri. Nüfusu 300 bin, yani gelişmiş bir şehir. Hadise kapıyla Tebuk 700km.
İki günlük bekleyişten sonra Tebüklü hacıları alarak Medine ve Mekke’ye doğru yola çıkıyoruz, katedeceğimiz yol 1210 km ama yollar çok bakımlı tertemiz öyle badal çukur falan yok bir de yollar besmeleyle açılmış çabuk bitiyor.
Yolcularımızı tanımak için günlük tutuğumuz defterimize açık adreslerini ve telefon numaralarını alıyoruz belki bir gün lazım olur diye: bir numarada Şaban, üç numarada Ali (siyahi), dört numarada Nasır yolculuk yapıyoruz. Bir de şeyhimiz var, zaman zaman vaaz veren sohbet eden tabi Arabça. Biz anlamıyoruz ama dinliyoruz, güzel konuşuyor, anlamasak bile bir feyz alıyoruz.
Yolculuğumuz 21 erkek, diğeri bayan yolcularla yapıyoruz. Otobüsün yarısına perde çektiler yani haremlik selamlık seyahat ediyoruz. Nihayet Medine’ye geldik Mikat mahalindeyiz, ihrama giriyoruz bir anda arabanın içi bembeyaz oluyor ihram hepimize çok yakıştı hele Ali ye bambaşka yakıştı.
Mikat Camii’nde namaz kılarak Medine’den Mekke’ye yola çıkıyoruz, 485 km yolumuz var. Bu bizim hayatımızdan tam bir kesit, tamamen dönüm noktası.
Nihayet Mekke’deyiz. Sabah namazını kıldıktan sonra Umre tavafı yapacağız, ama abdes tazelememiz gerekiyor. Ömer, ben, Bengladeş’li hacı arkadaşlarımla demir merdivenden inerek tünelin içindeki tuvalet ve abdeshanelere geliyoruz. Abdes aldıktan sonra tavaf için Kabe-i Muazama’nın yanına geliyoruz. Önde Ömerin karısı, arkada Bengladeş’li, onun arkasında ben ne tavaf yaptık ama. Daha sonra Mina’ya gidip aracımızı park ettikten sonra beklemeye başladık. O gece muazzam bir yağmur yağdı, sanki Giresun’da sel olan yağmurla aynı. Burada da sel oldu ama can ya da mal kaybı olmadı. Bazı çadırları su bastı ama zarasız.
Burada insanlar renk renk, boy boy. Siyah, esmer, beyaz, sarı. Ama hepsinin gayesi bir, kıblesi bir, Allah’ı bir, Peygamber’i bir, yalnız Bir’e talipler. Ne mutlu bu insanlara.
Arafat’a çıkacağız. Tatlı bir telaş başladı, sağa sola koşuşturma. Tebük’lü hacıları da otobüsteki yerlerine alarak yola çıkıyoruz. Arafat, Mina’dan 9,4 km. Bir insan seli Arafat’a akıyor. Aracımızı park ettikten sonra Tebuk’lu hacılarla Vakfe’ye duruyoruz. Yorulana kadar kaza namazı kılıyoruz. Daha sonra yemek faslı başlıyor. Büyük tepsilerle pilav ortasında şahane pişmiş et. Biz elimizle değil plastik kaşıkla yemeyi tercih ediyoruz. Çok lezzetli, çok. Bunu anlamak için Arafat’a gelip bu pilavdan yemek lazım. Başka türlü tarifi yapılmaz. Ben ekstradan küçük bir tepsi daha yedim.
Herkes hayır peşinde. Meyve suları, muzlar, ekmekler, peynirler herkes bir şey dağıtıyor. Burada hayır ne kadar kolaysa zannediyorum günah da o kadar kolaydır. Yani sevap çoksa günah da çoktur diye düşünüyorum. Tamamen benim fikrim.
İkindiyle akşamı cem edip öyle kılacağız, zaten yetişmiyor.
Artık, geriye dönüş başladı.
Aman Allahım bu ne kalabalık, her yer insan kaynıyor herkes bembeyaz. Bu tam bir MAHŞERPROVASI başka türlü izahı yok. Ya diriliş, ya da ölüm. Kadınlar siyah, erkekler beyaz Arafat’tan Müzdelife’ye yürüyerek iniyorlar. Aslında çok efdalmiş ama biz mecburen araçla iniyoruz. Nihayet kazasız bedelsiz Müzdelife’deyiz. Bizim çadırlar Mina ile Müzdelife’nin tam ortasında, 712 nolu sokakta.
Artık kurban kesim haberini bekliyoruz. Bu irhamdan sıkıldık artık. Çadırlarda her şey bedava. Pilav kazanlarının çapı en az iki metre yani tamamen maksi. Et kazanlarında öyle. Zaman zaman kendimizde kavaltı yapıyoruz, ama burda herhangi yeme içmede sorun yok her şey bol.
Bu mina ne acayip bir yer bu kadar insan buraya sığıyor. Peygamber Efendimiz boşuna dememiş “MİNA ANA RAHMİ GİBİDİR”. Tamanen doğru, hakikaten ana rahmi gibi dünyanın hiçbir yerinde böyle bir çadırkent var mıdır bilemiyorum. Burada ülkemin her yerinden insanlar var: Mardinli, Hataylı, Balıkesirli, Hataylı, Çorumlu, Tokatlı, Mardin Ömerli’den, her yerden. Bırakın Türkiye’yi, Dünyanın her yerinden insanlar var. Tam bir insan mozaiği. Yine anlatılmaz gelip yaşamak lazım.
İhramdan çıktık. Artık birbirimize hacı diye hitap etmeye başladık. Tebuklu Ömer bana Hacı Sefer diye hitap ediyor. Hani şu beraber tavaf yaptığımız küçük bir kızı var, adı Rada. Ara sıra babasından alıp seviyorum, çok sevimli tam bir Cennet kokusu var Rada’da. Şeytan taşlamaya gittik büyük şeytan küçük şeytan hepsini taşladık. Tebüklü hacılar artık geri dönüş hazırlığına başladı. Veda tavafı için otobüsü tünelin içine çektik. Biz arabanın yanından ayrılamadık. Veda tavafından sonra dönüş yolculuğumuz başladı. Seyahat esnasında sağdan ya da soldan ya da direk gitmemiz için Araplarla Türkçe talim yapıyoruz: “lazım tali Arabi” diyorlar, ben de “lazım talim Türki” diyorum anlaşıp gidiyoruz.
Geldiğimiz gibi geri gidiyoruz 1210 km. Nihayet Tebuk’e geliyoruz hacılar teker teker benimle vedalaştılar. Müthiş bir duygu, sanki kırk yıllık arkadaşlarımdan ayrılıyorum. Yeniden Mekkeye dönüyoruz. Türkiye hacıların hurma, zemzemlerini arabaya yükleyip döneceğiz…
Biz bu seyahatimizi yeşil GÖRELE Turizmle yapıyoruz.
Tam bir uyum içindeyiz diye düşünüyorum. Çünkü biz buraya yalnız bir şey için geldik. Allah aşkı, peygamber aşkı platonik değil gerçek aşk. Daha ne olsun. Arkadaşlarımın isimlerini tek tek buraya yazardım, ama kendilerinden izin almadan buraya yazmanın etik olmayacağını düşünüyorum. Onun için hepsinden özür diliyorum. Ama biri var ki izin almadan yazıyorum yağcı Mehmet. Kızarsa kızsın. Mehmet çok fanatik, inşallah sıratı da Mehmet’le beraber geçeriz, Allah’tan dileğim.
Şimdiden Mehmet’i özlüyorum. Telefon falan yeterli değil münacat olmak lazım zaten. Hac boyunca ikimizde sadece münacatımız vardı.
Cenab-ı Hakk, beni ve tüm İslam alemini islah etsin.
Mekke’den yüklerimizi alarak Medine ye geldik iki gün kaldıktan sonra yola çıkacağız.
Mekke ayrı, Medine ne ayrı. Mekke tam bir şehirlerin babası. Tartışılmaz, eleştirilmez. Medine de şehirlerin anası tertemiz pırıl pırıl. Her taraf yemyeşil mükemmel bir peyzaj çalışması yapılmış görmeye değer şehirlerden birisi. Mekke’nin ayrı Medine’nin ayrı bir kokusu var. Bunu hissetmek, koklamak lazım.
Bu Arabistan gelişmiş bir ülke, sulu tarıma geçmişler. 3500 metreden su çıkartıp tarım yapıyorlar. Burada yeşilin tadı görüntüsü bambaşka, yani yeşil burda ayrı güzel. Yukardan bol bol güneş, bitkinin dibinden de sulayınca şahane verim almışlar. Arafat’ı Mina’yı Müzdelife’yi ağaçlandırmışlar. Bu işte benim tonton Cumhurbaşkanımın parmağı olduğu söyleniyor. Suudilere o akıl vermiş. Çok da güzel olmuş. Bu arada tonton Cumhurbaşkanımıza Cenab-ı Hakk’tan sonsuz rahmetler diliyorum.
Dönüyoruz Hadise kapıdan ürüne giriyoruz. Ürdün’ü konvoyla geçiyoruz. Suriye ve Cilvegözü’nden Türkiye’ye giriyoruz. Bu Ürdün ve Suriye bizden elli yıl gerideler. Henüz gelişmekte bile değiler. Bizim ülkemizin değerini bilmemiz lazım diye düşünüyorum.
Bütün kapılardan geçtikten sonra geliyoruz Cilvegözü sınır kapısına. Binbir güçlükle oradan çıkıyoruz.
Allah beni ve bütün gümrük muhafaza memurlarını islah etsin…
Sağlıcakla kalın
HERKESE SELAM!!!!

Dayımın hac macerası görüntülerinden bir kare.
ALLAH kabul etsin. bu arada cümleler neden yarım.
Cümleler aslında yarım değil, kimisnde alt satıra geçilmiş. Kimisi de konuşulduğu gibi yazıldığından eksik kalmış gibime geldi. tabi nahnu bey daha iyi bilir, sonuçta onun dayısı
bu arada Allah kabul etsin hepimize nasip etsin inşallah…
Allah kabul etsin. Güzel bir seyir notu olmuş. Bir an olsun gidip geldik oralara. Allah orada bulunan herkesin duasını kabul etsin. Amin.
Sade ama etkileyici. İnsan okurken ferahlanıyor. Allah kabul etsin, hepimize nasip etsin.. Teşekkür ederim.
Allah razı olsun çok güzel bir yazıydı okumak bile insanı oralara götürüyor içtenlikle yazılmış paşlaşan kardeşimize teşekkür ediyorum.