Bütün gün odamdan çıkmadım dün. Bu odayı toplamam bu kadar uzun sürmez normalde. Ama elime geçen her kitaba bir göz atınca, her bulduğum CD’nin içinde ne var diye bakınca biraz uzun sürdü. Bir CDde takıldım kaldım. Sonra aklıma esti, Mp3lerde de bir temizliğe girişeyim dedim. Tabi odada herşey heryerdeydi o sırada. Mp3lerimi de dinlemeden silmeyeyim, ayıp olur diye tek tek incelemeye başladım.
ümit Besen klasörünü “sen de nerden çıktın be adam” diyerek Shift + Del kombinasyonu ile silmeme müteakkip yorulduğumu ve sıkıldıpımı anladım. Biraz FM oynarsam dinlenebilirim belki diyerek “Valeranga” adlı oyunumu devam ettirdim. “Berre, bir “AM/F CR” olarak süper lan dur şunun maaşına zam yapayım” derken karnım acıktı. Aklıma dedemin geçen bayramdan dönerken valizime iliştirdiği bi kavanoz halis kestane balı geldi. Dolaptan çıkardım, hava yapmıştı ağzı. Biraz zorlansam da açtım, 70 günlük olmasına rağmen ne şekerlenmiş ne başka bişey olmuştu. çay kaşığımı daldırdıkça “Berre” gol üstüne gol attı, o yılın futbolcusu ben de yılın teknik adamı seçilmiştim “Board of Valerenga” benim gurur duyuyordu.
Kavanozun yarım olduğu farketmemle odamdaki suyun bitmiş olduğunu farketmem arasında 15 saniye var ya da yoktu. Etrafta kimsecikler olmadığı için gidip bakkaldan su alma sırası otomatikman bende oluyordu. Giyindim. Bilgisayarı açık halde, Zemin mekaniği notlarını sehpahanın üzerinde, TOEFL kitaplarını da kanepenin üzerinde, fonda*çekicek kulaklarımı* çalar halde odayı terkettim. Bağlar caddesine indiğimde, Adalar’a kadar bi uzayayım da hem bi hava almış olurum hem de bi iki eş dost görür bayramlaşırız diye düşündüm. Hafiften başım dönüyordu. Sabahtan beri odamdan çımadığıma verdim.
Adalara kadar geldim, bir kumru yemek için girişteki büfelerden birisine daldım. Huyumdur illaki kasadaki adama selam verir hemen siparişimi veririm, üstkata öyle çıkarım. “Bi sosisli bi de kola” dedim. Ama adam pek anlamamış gibi duruyordu. Boğazımı temizleyip, elimle pişmekte olan sosisleri işaret ettim, sonra yine elimle 1 yapıp duvardaki kola resmini gösterdim. “Haa tamam” anladım dedi. Gözlerim sulanmıştı. Yukarı çıktım, amma kalabalıktı, cebimde kardeşimin getirdiği yüz kere okuduğum bi “The Simpsons” çizgi romanı vardı. çıkardım okumaya başladım. Gelen garsona sipariş verdiğimi el yordamı ile anlattım. “Hı-hı” yaptı kafası ile. Konuşmadan anlaşmak çok güzel bişeydi.
Kafam iyice dönmeye başlamıştı. “Açlıktan sanırım” diye düşündüm. çizgi romandan sıkılınca etrafıma bakınmaya başladım. Bürsürü insan habire konuşuyordu. Yabancı olmalıydılar. Konuştukları dili çözmeye çalışıyordum. Sanırım İspanyoldu bunlar. Sesler hafiften çınlıyordu kulaklarımda. İspanyolca bildiğimden değil, Rusça da olaiblirdi pekala. Ama İspanyol olmalıydı bunlar. Bayram tatili için Eskişehiri seçen İspanyollar, Kurban bayramında ? Nerdeyim ben! Yoksa İspanyada mıyım ?
Etraf hafiften yeşillenmeye başlamıştı bi yandan. Bir yeşil camın ardından bakar gibi olmuştum. Başım ağrımakla sızlamak arası bişeydi. Durum vahimdi. Derken, kumru geldi, kola geldi Neyse, Gıda ettim bunları bi güzel. Sonra birden ortam düzeldi. Renkler eski halini buldu. İnsanların konuşmaları düzeldi. Garsonu gördüm adisyonu yazarken,”Twist varsa bi tane de ondan alsam ben” dedim. Acayip bi bakış attı, “Sorry” dedi ? Gülümsedim, aklıma wordpress tr buluşmasında garsonun darp bey‘e “welcome, what do you want to drink?” deyişi geldi. “Kolayı diyorum, twist’i varsabi tane alayım” dedim. Bu arada renkler tamamen yerini bulmuş, garsonun giydiği swetin rengi kahverenginden kırmızıya dönüşmüştü…
… “Abi yabancı sandık biz seni” dedi. “Ne münasebet” dedim, “Girişte patrona yabancı bi dilde konuşmuşsun” dedi, “İngilizce değilmiş ama, İngilizce olsa anlarmış, galiba İspanyolca konuşmuşsun“. “Bi de” dedi “Hapçı zannetti seni” dedi. “Mühehe” diye güldük. “Ben bi de çizburger alayım o zaman” dedim. Biraz bozuldu, gitti. İnsanları dinledim sonra, bayramdan bahsediyorlardı.
Bu bayram hiç te bi bayram gibi geçmemişti benim için. Belki de bayram böyle bişey olmalıydı. Biz bayramı birarada olmak olarak değerlendirdik, tatil ile eş tuttuk da ondan böyle oldu biraz sanki. Esas olan bayramı bir lütuf yağmuru olarak görüp, testimizi doldurmaktı. Her halükarda bişeyleri ıskalıyordum yine. Farkındaydım…
… Herdaim şarzda olan “cep” telefonuma gelen SMSlere cevap yazmaya yeltendiğimde kontörümün bitmiş olduğunu farkettim. Bin küsür bedava SMS hakkıma yanarken, “Şimdi milleti SMS manyağı yapamayacaksam ne zaman ?” diye düşünürken birden Valide Sultan aradı. Bahsettim ona başıma gelenlerden. Güldü “Baldandır” dedi, ve devam etti konuşmaya. Baldan zehirlenmişim dediğine göre. Peşipeşine anlatığı 5-6 zehirlenme vakkası buna işaret ediyordu…
çarparım öyle ispanyollar filan diye ileri geri cümle kurarsan (: teker teker hepinize öğreticem yakında burayı da istila ettiklerinde hiç zorluk çekmeyin diye yoksa ¡a mi que!
Aç karnına bal yenirse zehirler. Belki de tam olarak zehirlenmek denmez ancak mide iflas bayrağını çeker.
Geçmiş olsun.
Geçmiş olsun azizim. Bu İspanyollar böyledir işte.
Evet haliyle biraz baldan. özellikle de o biz insanoğlunun artık hiç mi hiç alışık olmadığı “doğal” balsa iyice böyle şeyler oluyor başıma gelmedi değil. Hocam geçmiş olsun demekten başka bir şey gelmiyor aklıma bu arada Eskişehir i özlediğimi farkettim
tamam geçmiş olsun falan ama o halinde yanında olamadığım için çok üzgünüm.
sebastian atımı hazırla.
Tam da Adalarda kumru yemeye gitmek üzereyken okudum. Yazının bir yerine kadar “acaba alternatif arayışına mı girsem” die düşünürken, “sorun”un zanlısının doğal bal olduğunu öğrendik. Bi de herşeyin doğalı sağlıklı derler
Geçmiş olsun pir’im.
Geçmiş olsun demek düşer bize de.