Facebook ne zaman sıkıcı olur, sağ kolonda şunları görünce: Continue reading
Facebook ne zaman sıkıcı olur, sağ kolonda şunları görünce: Continue reading
Referandum sonucu için NTVMSNBC sayfası: Referandum 2007. % 100,00′ü açılan sonuçlara göre referanduma katılanların % 69,12′si “Evet” oyu vermiş.
Yani bu ne demek? Bu şu demek, 12. Cumhurbaşkanı halk tarafından seçilecek. Hayırlsı olsun bakalım.
Referandum sonuçlarında göze çarpanlar, açılan sandıklara göre:
Memleketin evlatları düzine düzine şehit ediliyor. İçim acıyor, üzülüyorum. Şehadete eren kardeşlerim için üzülmüyorum, onlar peygamberlikten sonra en üstün makama eriştiler, ben öyle inanıyorum. Ben, geride kalanlara ve kendime üzülüyorum. Evde oturuyorum, yapabileceğim hiç bir şey yok.
Ne olabilir diye düşünüyorum. Blogumu kullanarak ne yapabilirim mesela, ne yapabiliriz. Diğer blog yazarları ile birlikte hareket ederek bir metin hazırlasak, aynı başlıkla, aynı etiketlerle bunu yayınlasak, technorati’de liste başı olsak ve bu adiliği görmezden gelen dünyanın gözüne gözüne soksak. Yapılabilir mi böyle bir şey? Bilmiyorum belki de saçmalıyorum. Ben ne dediğimi bilmiyorum.
Esasında ben başbakanı karşıma alıp konuşmak istiyorum. Yav ne yapacaksanız yapın artık sayın başbakanım demek istiyorum. Yetti artık esip gürlemeler, birşeyler yapın artık demek istiyorum. Muhalefetin liderlerini karşıma alıp bugün elele vermezseniz ne zaman demek istiyorum. Bu üzerinden ekmek yenecek, oy toplanacak bir iş değildir demek istiyorum. DTPlilere ayrıca fırça çekmek, adamı hasta etmeyin, neyseniz deyin de bilelim, daha fazla kıvırmayın demek istiyorum. İstiyorum ama dostlarım istemeyle olmuyor. Keşke gerçekten yapabileceğim bir şey olsaydı.
Habire itidal çağrısı, habire başsağlığı dilekleri. Duydukça önemini yitiriyor kulaklarımda.
Allahım! Kurut şu şer çetesinin köklerini ne olur, memleketim dört bir yanına huzur, asayiş ve güven ver yarabbim. Devletimizi idare edenlere de basiret ver, feraset ver Allahım. O şehit olan gencecik kardeşlerime de makamların en güzellerini ver ne olur. Ailelerine de sabır ver. Amin, amin, amin.
Facebook‘da 1500 üyeyi çoktan geçen Yaman aç yatmasın! grubuna davet edilince farkettim:
(edit: olay nedir ne değildir’i annesinin blog yazısından okuyabilir: aslıberry’den alıntılanmış ekşisözlük entrysi)
İdare edemem anne diyen Yaman o kadar çok sevilmiş ki, bir çok taklidi çıkmış piyaaya. İnsanlar Yaman’ı taklit ederek kendi idare edememlerini hazırlamışlar. Youtube’da bulduğum bir kaç farklı idare edemem versiyonu içersinden top 5′imi yaptım:

Pushing Daisies’in ikinci bölümünü başlattıktan sonra tam yukarıdaki görüntüde durdurup, içecek bir şeyler almak için mutfağa gitmiştim. Geri geldiğimde annemi elinde iki şiş ve bir yumakla ekranda bir şeyi incelerken buldum. Meğer görüntüdeki kadının üzerindekinin “örneğini” alıyormuş. Güldük gece gece.

Bu arada bizim çok sevdiğimiz bu dizi hakkında bir yorum, ekşi sözlükten auroriel yazmış;
izleyeni neşelendiren, iyi şeyler düşünmeye iten, eğlendiren; mesaj kaygılı sürüyle dizi arasında kafanızı boşaltmanıza yarayacak tatlılıkta ve güzellikte yeni abc dizisi.. çok canlı renklere sahip diziler ve filmlere karşı yıkamadığım bir önyargım var. bu sefer de bu diziyi olması gerekenden çok sonra farketmeme neden oldu bu… bilseydim ki canlı canlı renklerle bezenmiş, masalsı, naif bir hikaye beni bekliyor, durur muydum ben be?! the hitchhiker s guide to the galaxy’deki rehberin sesini andıran oldukça esprili bir dış sesin eşliğiyle, dizinin masalsı havası daha bir katmerlenmiş.
lee pace.. ned karakteri onun için yazılmış sanki (ki zaten wonderfalls’te de bryan fuller ile çalışmışlığı varmış). lütuf mu lanet mi olduğu anlaşılmayan gücüyle nasıl başa çıkacağını pek bilmeyen bu nedenle kendisini hayattan soyutlamayı seçmiş ned’e karşı daha en başından sempati beslemeye başlıyorsunuz, adam çok tatlı bir kere, esprili, vs… (hemen ilk bölümden alıp eve götüresim geldi be.. )anna friel.. sadece güzel ve tatlı yüzünü izleseniz bile yetebilecek bir kadın.. chi mcbride ise, senelerce ciddi gözükmeseymiş, ciddi rollerde oynamasaymış keşke dedirtecek kadar eğlenceli bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.
kısacası tatlı, saf, eğlenceli, masal gibi olması nedeniyle çekimine kapılmamanın neredeyse imkansız olduğu bir dizi olmuş bu.. bayıldım … #
Nasıl bir şey olduğunu merak edenler için, You Tube‘deki 3 dakikalık videosu, extended promo.
Pilli Network‘ün dizi sitesi 22 Dakika‘da da dizi ile alakalı bir şeyler mevcut:
İlk 3 bölümü için torrentleri mininovadan bulabilirsiniz, ama divxplanet’te sadece ilk bölüm için Türkçe altyazı var.
Alev Alatlı, Nancy Pelosi ile alakalı ilginç bir detay aktarmış, İyilik Defteri:

[...]
“Hanımağa”, siyaseti, Baltimore’da (Maryland) belediye başkanlığı yapan babası Thomas D’Alesandro’dan öğrenmiş.
Evlerinde üzerinde el yazısı ile “İyilik Defteri” yazan bir defter varmış; babası kadını bu deftere sorunlarını çözdüğü misafirlerinin – adlarını ve iyiliğin cinsini günü geldiğinde karşılığını talep etmek üzere kaydetmekle görevlendirmiş.
Pelosi, bu uygulamayı aynen sürdürmüş; örneğin, Ermeni tasarısı gibi konuda oy mu lâzım, bütün yaptığı telefonu açmak, “iyiliği dokunduğu” birisinden oy istemek.
Söz konusu “iyilik” de hemen her zaman para. [via]
Malumunuzdur, Nancy Pelosi “‘ [...] Ben 20 yıldır kongredeyim ve 20 yıldır herkes aynı şeyi söylüyor. Türkiye’nin Soğuk Savaş’taki stratejik konumunu. Bu, eski Sovyetler Birliği’nden önceydi. O zaman Türkiye’nin stratejik konumu ve ilişkilerimiz için bunu geçiremedik. Daha sonra 1. Körfez Savaşı geldi. Sonra başkan Bill Clinton döneminde uçuş hakkı ve boru hattıydı. Şimdi 2. Körfez Savaşını öne sürüyorlar” [...]“ diyerek, Ermeni tasarısını genel kurula, 22 Kasım’dan önce getireceğini söyleyen Birleşik Devletlerin Temsilciler Meclisi Başkanı. Pelosi’nin bu laflarının ardından, Alatlının yazısını noktaladığı paragraf tam yerini buluyor:
[...] Hal buyken, önümüzdeki günlerde ABD’ye yolculamaya hazırlandığımız Başbakan’ımız, orada kime/kimlere nefes tüketecek? Başbakan’ımızın bu seyahatinden beklenen nedir? Amerika’da kimin/kimlerin yaptırım gücü var? İktidar, kimde/kimlerde?
Meraklısına ayrıca not, Alev Alatlı’nın “Bu kadınla işimiz var” başlıklı yazısının ikici bölümü var.
Memleket 21 Ekimde referanduma gidecek.
Hayatımın ilk referandumunu da muhtarlık naklimi geciktirmem yüzünden kaçırmış olacağım böylece. Ama çok da üzülmüyorum, zira Başbakan sağolsun referandumla yaşamaya alışacağız mealli bir açıklama yaptı. Yenisine inşallah,hehe.
Peki referandumda millet neye evet veya hayır diyecek? Ekseriyetle 22 Temmuz öncesinde meydana gelen Cumhurbaşkanlığı krizine sebep olan anayasa maddelerine ayar çekilecek, kimisi komple değiştirilecek. Referandumda oya sunulacak değişiklikler ve düzenlemeler şöyle [via];
Geçen akşam haberlerinde seyrettim, soruyorlar vatandaşlara, kimsenin haberi yok. Referandumdan haberi olmayanlar bile varken, içeriği kaç kişi biliyor diye düşünmek bişe boşa.
İçeriğin en önemli maddesi tabiyatiyle, Cumhurbaşkanlığını halkın seçmesine kapı açan madde. Bunun bu seçim sisteminde gerekli ve işlevsel olup olmadığını yaşayarak göreceğiz. Zira, referandumdan kocaman bir evet çıkacak kanımca.
Vatana millete hayırlı olur umarım.
Az evvel bir adam geldi kapıya elinde davuluyla. “Buyrun..” dedim, “Davulcuuu..” dedi.
“Hmm anladım. Tamam…” dedim, kapıyı kapatıp, gözetleme deliğinden gidip gitmediğine baktım. Gitmedi.
Kapının önünde bekliyor. İri kıyım da bi kimse kendisi, yani, kapıyı iki bilemedin üç omuz darbesi ile aşağı alabilir. Bizim kapı ahşap zaten. Aynı zamanda kapı komşumuz olan ev sahibemiz, “Nasıl olsa kiracıya vereceğim” diye lüzüm duymamış. Kendi dairesinin kapısı çelik ama. Tabi hakkını yememek lazım, bize taşınırken, “İsterseniz şimdi yaptırın baharda düşersiniz kiradan” dedi. Ama annem anlamadığım bi şekilde “Ya ben parasını baharda geri alacağım çelik kapıyı ne yapayım” diye istemedi. Ev sahibesi yine de taktırmayı düşünürsek kapıcıya danışmamızı söyledi.
Meğer bizim kapıcı eskiden çelik kapı montajında çalışıyormuş, kapıcının eski işinin de kapıcılık olması ilk duyduğumuzda bizim de dikkatimizi çekti. İyi bi insan, ramazan boyunca pidemizi eksik etmedi sağolsun. Hattızatında biz bir pideyi, iki kişi zor bitiriyoruz annemle. Hele annem o gün börek, çörek filan da yapmışsa hep kalıyor. O yüzden bir gün aldık, bir gün almadık. Pide de sıcak sıcak, ramazanda çok güzel giden bişey, biliyorum ama, annemin ıspanaklı böreğinin yanında lafı bile olmaz. Annem diye söylemiyorum çok güzel ıspanaklı börek yapıyor. Ben istedim diye bazen iç malzemesine beyaz peynir de koyuyor biraz, çok şahane oluyor.
Geçen gün marketteki dondurulmuş gıda reyonunda küçük kardeşime patates kroket bakarken hazır paçanga böreği gördüm. İçindekilere bakınca farkettim, “Annemin ıspanaklı böreğinin içine pastırma koysak tam paçanga oluyo o zaman” diye düşündüm. Aslında benim bildiğim paçanganın içinde ıspanak olmuyor. Arasıcaklar kategorisindeki paçanganın muhtevası, erimeye meyilli bir peynir ve pastırmadır. Benim bildiğim bu şekilde en azından. İşte, patetes kroket bulamadıysam da, şahane bi fikir buldum et ve et ürünleri delisi kardeşim için, güzel bir süpriz olabilirdi bu ıspanaklı-pastırmalı-peynirli paçanga. Bir de fırına sürerken üzerine minnacık tereyağı bırakıldı mı tam süper olurdu.
Küçük kardeşim Ankara’da yatılı bir okulda, hafta sonları geliyor. Gelince evde bir bayram havası. O bizi, biz onu özlüyoruz hafta içi. Liseli oldu; okulunun biyoloji olimpiyat takımına girdi şimdiden, hücre şöyle, mitoz bölünme böyle diye ahkam kesiyor; ama haftasonu olunca gelse de bi pataklasam, bi hırpalasam diyorum. Sizin anlayacağınız hala minnacık, hala dünkü bebek.
Tabi realitede bir tosundan ne kadar bebek çıkarsa o kadar bebek şu sıralar. Bunu kendisi ile de paylaştım aslında: “Ne olucak senin bu halin, yakın geleceğindeki fotoğraflarda bir Tatlıcı Tombak, bir İsmail Türüt benzeri mi olsun ebat olarak?” diye. “Abi sen önce kendine bak, göbişin odaya senden üç dakka önce giriyor” gibi şahane bi cevap ile madara etti beni. Bu söz beni incitmese de, bir gerçeğin farkına varmamı sağladı. Harbiden canım nişanlımın da daha önceden konuya temas ettiği gibi, aşağı yukarı “durduramıyoruz efendim gitgide büyüyor” seviyesine yaklaşmıştım.
Çok şükür küçük kardeşimle yaptığımız bu obezite uyarısı, pre-ramazan dediğimiz şaban ayının son günlerinde gerçekleşmişti. Mübarek ramazana biraz daha temkinli biraz daha düzenli girdik. Yediğimize içtiğimize bir nebze de olsa dikkat ettik. Üç dört kilonun görsel açıdan nerelere denk geldiğini aynel yakin farkettim. Girdiğimizden hafif çıktık.
“İnşallah Allah katında da girdiğimizden hafif çıkmışızdır” gibi, mesaj kaygısının yanında riyakarlık kokan bir cümle buraya çok yakışırdı, değil mi. Bu bir röportaj olsaydı buralarda bir yerde (gülüşmeler) yazabilirdi. Ama hakikat bu valla. Kendi adıma tam manası ile yaşayamadım gibi bu ramazanı (da), Allahualem, Allah bilir.
Allah nice ramazanlar nasip etsin, hakkıyla yaşayabileceğimiz, pidesi ile, orucuyla, teravisiyle, iftarıyla, sahuruyla, bayramıyla, şekeriyle ne bileyim, mukabelesiyle, ezanıyla, topuyla, davulyla davulcusuyla…
Eyvaaaah!
İddiaya göre Can Dündar’ın AKPartisi için hazırladığı belgeselde ampullü subliminal mesajlar varmış.[via]

Binaenaleyh, ahirette olduğu gibi dünyada da Allah’ın rahmetinin nâmütenâhi olduğu bir kısım dakikalar, saatler, günler ve haftalar vardır ki, o vakitlerde Allah liyakatlere bakmaz. İşte o zaman yapılan bir haseneye milyon sevap birden verebilir. “œKadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır” (Kadir Sûresi, 97/3) denirken, işte onun böyle bir ulûfe günü olduğu anlatılmaktadır. (Rabbim bizleri onu idrak etmeye ve ondan tam istifadeye muvaffak eylesin!)
Rabbim bize adaleti ile değil, mağfireti ile muamele etsin ve Kadir geceniz bereketli geçsin inşallah. Bana da dua ederseniz memnun olurum.