Monthly Archive for September, 2007

Yav­rum, zaman nedir?

zaman çocuk saat cright-chp.edu Bugün Pro­fe­sör, sık­lıkla kul­lan­dı­ğı­mız kütle, uzun­luk gibi ifa­de­leri tek tek tanım­ladı. İlk ders­ler genelde böy­le­dir. Tanım­lama ve tanışma ile geçer.

Zaman (time) kav­ra­mını 6 yaşın­daki kar­de­şi­nize nasıl anla­tır­sı­nız?” diye sordu. Aklıma ilk gelen “yat­çaz kalk­çaz yat­çaz kalkçaz“lı bişey­ler oldu. Doğ­rusu mealen şöyley­miş; “işle­rin oluş­la­rını sıra­la­mak için kul­la­nı­lan ölçü”.

6 yaşın­daki çocuk bunu anlar mı, bilemem.

Eve gelince Google amcama sor­dum, şu maka­le­le­rin ilgimi çeke­bi­le­ce­ğini söy­ledi, sahi­den de ilgi mi çekti:

Ömer Ürün­dül

Fatih Altaylı’ya “ağzına sağ­lık be” diye­ce­ğimi hiç hayal etmemiştim:

[…] Allah aşkına, rica edi­yo­rum, şu Ömer Ürün­dül maç yorum­la­ma­sın. Haya­tımda bu kadar fut­bol­dan uzak, bu kadar bil­gi­siz bir yorumcu gör­me­dim. Skora bağlı yorum­lar yapı­yor, sahada oyna­nan oyu­nun ne oldu­ğunu gör­mü­yor bile. Anlam­sız cüm­le­ler, fut­bolda var olma­yan terim­ler. Yeni­len gol­le­rin neden yen­di­ğini bile anla­mı­yor. […] [via]

Bi de, yazı­la­rını artık Gaze­te­Port ve kendi sitesinde yazan Fatih Altaylı için, Oray Eğin “Altaylı, belki de şimdi Türkiye’nin ilk etkin blog yazarı olma yolunda iler­li­yor.” demiş.

Pan Ima­ges

Was­hing­ton Üniver­si­tesine bağlı Turing Mer­kezi’nde yapıl­mış bir araş­tırma üzerine geliş­ti­ril­miş bir resim arama motoru; PanI­ma­ges.

PanI­ma­ges’i diğer­le­rine göre ben­zer­siz kılan çalışma pren­sibi ise şöyle açıklanmış:

Bir Arna­vut, her­hangi bir arama moto­runa girip kendi dilinde ‘kur­bağa’ anla­mına gelen ‘bret­kosë’ yaz­dığı zaman tüm dil­ler­deki kar­şı­lığı ile tarama yapı­la­rak fotoğ­raf­lar ekrana geti­ri­li­yor.” [via]

Şahsen ben de dene­dim, “kitap” diye sor­gu­la­dım. Flickr ve Google Ima­ges üzerinde arama yaptı, hemde aynı say­fayı ikiye bölerek.

İki sitede de oto­ma­tik ola­rak “kitap OR كِتاب OR book OR volume OR bouquin OR livre OR recueil OR retenir OR buch OR libro OR pedir” şeklinde aratmış.

Ben öyle zan­net­tim gazeteciliği

Süper aydın gaze­te­ci­le­ri­miz­den Yal­çın Doğan dünkü (Beşir Atalay’ın el yaz­ma­ları) yazı­sında Bakan Beşir Atalay’ın çekme­ce­sinde unut­tuğu not­la­rın­daki bir mad­deye ithafen:

Atalay’ın kaleme aldığı son madde daha da ilginç:

Vakfa iman gücü temini. Mer­kez vali­leri, müşa­vir­ler, öğretim üyeleri. Can­lan­dır­mak, bir güçlü lobi.

Vakıf çevre­sinde kad­ro­laşma kokan bir ara­yış. “İman gücü” dedi­ğine göre, kad­ro­laş­ma­nın kay­nağı, nite­liği belli. Bugünkü AKP’ye yakın bir arayış.

şeklide bir yorum yap­mış. Yazı­nın tamamı, baş­lık­tan da anla­şı­la­cağı üzere bu konuya ait.

Sonra Enis Ber­be­roğlu vası­tası ile Bakan Ata­lay ken­di­sini uyar­mış: “Orada iman gücü temini değil de insan gücü temini yazı­yor” diye. Ger­çek­ten de ben bile inter­net­teki kop­ya­sın­dan far­ket­tim onu.

el yazması Bay Doğan, bu günkü (Fotoğ­raf yalan söy­le­mez) yazı­sı­nın sonunda, “ben öyle oku­dum, elbette kasıt yok” diye bi düzeltme yapmış.

İyi güzel de kar­de­şim dünkü yazı ne oldu zaman? Sen o “iman gücü“nden kuv­vet ala­rak döşe­me­din mi o yazıyı? O kadar parag­raf ne oldu şimdi ?

Ne ola­cak, mun­dar oldu!

Ben­de­niz yüzünde mey­me­net yok diye hiç bir köşe yaza­rını oku­ma­maz­lık etmem, mem­le­ke­tin büyük gaze­te­leri köşe ver­miş­ler yaz­sın diye, e oza­man bi bil­dik­leri var­dır diye düşünürum.

Ama bu kadarı da biraz aymaz­lık olmu­yor mu? Madem hatalı bi yazı yaz­dın, bunu çık adam gibi ifade et. Olmadı bece­re­me­dim, muha­la­fet ede­yim der­ken kal­dım böyle sap gibi de. Yok o hala başka hesap­lar peşinde, yok efen­dim neden “doğ­ru­dan uya­rıl­ma­mış”.

Ayrıca, “çekmece köşe­sinde unu­tul­muş müs­vedde kağıt­lara mal bul­muş mağ­ribi gibi sal­dır­mak“taki hırsı da anla­makta güç­lük çekiyorum.

Muha­lif yazar­lık dedi­ği­miz bu olmamalı.

Güver­cin nesli tehlikede

güvercin

Annem az önce arka bal­konu ken­di­le­rine dev­re­mülk belir­le­yen güver­cin­leri “Allah soyu­nuzu tüket­sin” nida­ları ile kovaladı.

Canın­dan bez­di­ri­yor­lar insanı. Hal­buse ki, her çeşit poşet­ten kor­ku­luğu da hazır bulun­du­ru­yo­ruz balkonda.

Ömrü haya­tımı bi yer­lerde yazar­larsa, yir­mili yaş­la­rını evi­nin bal­ko­nunda güver­cin kova­la­ya­rak geçirdi şeklinde işle­me­sin­ler diye; olaya müda­hil olma­makta ısrar ediyorum.

l.e.s.s.

Saat sabaha iki saat filan var. Bense bir­şey keş­fet­tim, hatta iki, iki klip.

1. Klip; beni aldığında

l.e.s.s’in MyS­pace say­fasından alıntı:

1996’da kurul­duk. 2001’de dagil­dik. 2005’de tek­rar eglen­ce­sine bera­ber çalmaya bas­la­dik. Bak­tik çok egle­ni­yo­ruz sarki kaydettik.

Tum kayit­lar Nega­tif Studyo(Izmir)‘da l.e.s.s. + Ant Balci tara­fin­dan, mik­saj­lar Cenk Haznaci(haznac) tara­fin­dan yapildi.

2. Klip; alko­lik kuşlar:

Klip­le­rini Emrah Ablak’ın hazır­la­dığı l.e.s.s’in şarkı­la­rını indir­mek için –henüz test etme­dim– rapids­hare bağlantıları:

Ne düsü­nü­yor­san, l.e.s.s. odur.

Bir şey değil Türkiye.

Doğal­gaz dönüşümü

Erke döner­geci kadar olmasa da havalı bir ifade. Hiç de öyle büyü­tü­lecek, atla deve bişey değilmiş.

Bugün biz­zat temaşa ettim, göz­le­dim Halit Usta’yı iş üstün­dey­ken. Oca­ğın, gaz gelen meme­le­rini ince uç mat­kap ile deli­ve­riyo, gaz aya­rını da gısıyo, bi de gab­losu farklı, hepsi bu gader­cik. “Bilene, iş golay”. Uşak­lıy­mış da hanım­köylü olmuş.

Buz­do­labı ve çama­şır maki­na­sını su tera­zisi ile sabit­le­yen; “Calgon’u sig­ti­re­din, her çama­şıra iki çorba kaşığı sirke ekli­yi­ve­rin, su yumu­şa­cik olsun, gumaş­lar pa’alasın” diyen; kla­sik bir söy­lem ola­cak belki ama, Orta­doğu ve Bal­kan­la­rın muh­te­me­len en kral tek­nik servisi.

40’tan 35 liraya düşer­ken de “İyi madem düz olsun” diye­bi­lecek kadar da güzel bi insan.

Çakmakla doğal­gaz kaça­ğını kont­rol ettiği için sor­duk, “Teh­li­keyi sevi­yor­sun?” diye.

- “Bizim için değil ama sizin için teh­li­keli, mehehe” dedi.

Amyant fanila çıktı mı ki diye bir­bi­ri­mize baktık.



2 sayfa