Yearly Archive for 2007

Yıl­sonu

Geç­ti­ği­miz kur­ban bay­ramı saba­hında, aküsü biten ara­bayı vur­dur­mak için iter­ken egsoz­dan çıkan ilk gazı yut­tum. Nasıl oldu­ğunu bil­mi­yo­rum, bir anda oldu bitti. Yut­tum, ve zehirlendim.

Noel baba, hindi yemeği, çam ağacı hura­fesi, şampanya pat­latma, milli piyango, tam saat 24.00′ün biti­min­deki bağ­rış­ma­lar”, bun­la­rın mem­le­ke­ti­min insan­ları ara­sında gez­mesi de böyle bir zehir­lenme sanı­rım. Nasıl oldu, hangi arada yut­tur­du­lar, yedir­di­ler bün­yeye kimse hatır­la­mı­yor. Her­kes far­kında saçma bir şey oldu­ğu­nun, her­kes bilin­cinde, ama bile bile lades deni­yor. Anlamlandıramıyorum.

Tür­kiye din­dar­la­şı­yor deni­li­yor, Selena’daki küçük kız Noel Baba ger­çek diye dire­ti­yor, Mil­li­yet Gaze­tesi kumar oyna­maya ve içki içip dağıt­maya fetva için ulema ulema gezi­yor, kam­pü­süm­deki çamlar­dan biri­sine ışıktan gelin­lik giy­dir­miş­ler, su boyu’nda 1.80’lik Noel Baba.

Bu hen­ga­mede bana düşen ise EsPark’taki ışıktan geyikle hatıra fotoğ­rafı çektir­mek, İsevi arka­daş­la­rı­mın Noel’ini kut­la­mak ve tele­viz­yonu kapat­mak. Mutlu yıl­lar ve müm­künse beni 2007’de indirin.

Misa­fir 00.07

Habertürk’ün site­sinde üye olma­yan kul­la­nı­cı­lar Misa­fir rumuzu ile gös­te­ri­li­yor. Cevap ver­mek iste­dik­leri zaman, cevap ver­dik­leri yoru­mun yazıl­dığı saat­ten hare­ketle “Misa­fir 17.36 süper­miş, hehe”, “Misa­fir 23.12 sen önce ken­dine bak…” filan diye cevap yazı­yor­lar. Haber­türk zaten ilginçti, yorum­cu­ları ile over­dose olduk.

(5)

Pole­mik”

Eureka! Bah­set­ti­ğim yazıyı bul­dum. Üstad Cemil Meriç’in Bu Ülke adlı eserindeymiş.

İrfa­nı­mızı istila eden, bula­nık lafız­lar­dan biri de pole­mik. Dili­mize bir harami ses­siz­li­ğiyle giren bu yabancı misa­fir­le­rin ifşa, daha doğ­rusu ispat ettik­leri tek haki­kat: aydın­la­rı­mı­zın haf­sa­laya sığ­maz gaf­leti. Her tel­kine açık, tem­bel ve ser­seri bir teces­süs”¦ Nez­leye yaka­la­nır gibi ide­olo­ji­lere yaka­la­nı­yo­ruz, ide­olo­ji­lere ve keli­me­lere. Tan­zi­mat nesli, hiç olmazsa bu bahiste, iffet ve hay­si­ye­tini koru­muş. Kalk­tı­ğını iddia etti­ği­miz Kapi­tü­las­yon­lar, ruh dün­ya­mızda yaşı­yor, hem de bütün haba­se­tiyle. Alaf­ran­ga­lık, zevki ve tefek­kürü dumura uğra­tan bir kabuk.

Pole­mik, Yunanca’dan geli­yor: Pole­mi­kosh savaş demek. Fransızca’ya 1584’te gir­miş (Chan­son polémique: savaş şarkısı). Hem sıfat hem isim. “œKamus-u Fransevi”nin ver­diği kar­şı­lık: “œmünakaşa-i kale­miyye”; TDK söz­lü­ğü­nün: “œaçık tar­tışma”; Meydan-Larousse: “œoldukça sert nite­likte kalem tar­tış­ması”, diyor. Devam: ‘Pole­mik”’

Dönek­lik ve Polemik

Ahmet Hakan Çoşkun uzun zaman­dır “bula­şan adam“dır gözümde. Bu seferde “Diyarbakır’ın adı Amed ola­bi­lir” dediği iddia edi­len Mümtaz’er Türköne’ye bulaş­mış: Dönek­li­ğin Raconu.

Döne­bi­lir­sin, en doğal hak­kın, ama nasıl dön­dü­ğünü çık mertçe açıkla” filan diyor mealen. Türköne’de ben öyle bir şey deme­dim dediği halde (Amed mi, Diyar­ba­kır mı?), deme­diği şeyler üzerin­den ken­disi ile pole­miğe giren Hakan Coşkun’a güzel bir cevap yaz­mış: Dönek­li­ğin Hesabı. Ben beğen­dim. (edit; Ahmet Hakan tek­rar yaz­mış: Müm­ta­zer bana ‘eyyamcı’ demiş)

Bir polemik’te Hın­cal Uluç ile Meh­met Demir­kol ara­sında var şu sıra­lar, ama ne dün­ya­nıza ne ahi­re­ti­nize fay­dası ola­cak laf­lar. Uluç’tan (İhti­ya­cın yok Meh­met!) ve Demirkol’un cevabı (Senin de yok Hın­cal Abi). Kişi­sel mese­le­leri ile köşe­leri dol­du­rup günü kur­ta­rı­yor­lar işte.

Pole­mik” ile ilgili şahane bir yazı vardı, Cemil Meriç’e aitti sanı­rım, hatır­la­ya­ma­dım tam. Bulur­sam, şeya­pa­rım inşallah.

Nazar­la­rı­nızı haram­dan koruyun”

Sedd-i zerâî”, fena­lık­lara ve günah­lara götü­ren yol­ları tıkama, harama sebep ola­bi­lecek fiil­ler­den kaçınma demek­tir. Mesela, zina büyük bir günah­tır. Harama nazar bu günaha götü­ren bir sebep olduğu için o da günah­tır ve yasaklanmıştır.

Bunun için, Kur’an-ı Kerim, “Zina etme­yin”, “Yetim malı yeme­yin” emrini ifade eder­ken “Zinaya yak­laş­ma­yın”, “Yetim malına yak­laş­ma­yın” şeklinde ses­len­mekte ve neti­cede günaha götü­re­bi­lecek atmos­fer­den uzak dur­mayı emretmektedir.

Evet, göz görür, kulak din­ler, dil telaf­fuz eder; görü­len, duyu­lan ve söy­le­nen şeyler zihinde kur­gu­la­nır; tahay­yül tasav­vura dönü­şür, o da gidip taak­kulle belli bir kalıba dökü­lür, bir kılıfa girer.. ve sonra bu vetire insa­nın iradî dav­ra­nış­la­rına tesir eder; el tutar, ayak gider… Dola­yı­sıyla, daha tahay­yül dura­ğında iken güna­hın önü kesil­meli; onun tasav­vura ve son­ra­sına ulaş­ma­sına mani olun­ma­lı­dır. Mesela; harama nazar önü alı­na­bi­lecek ve ira­deyle kaçı­nı­la­bi­lecek bir teh­li­ke­dir. Biraz gay­ret etse­niz bak­ma­maya kat­la­na­bi­lir­si­niz. Gözü­nüze ili­şen çirkin bir man­za­ra­dan sıy­rılma, ira­de­ni­zin belini büke­bi­lecek kadar büyük bir yük değil­dir; gözü­nüzü kapa­maya irade gücü­nüz yeter. Fakat, nazar­la­rı­nızı haram­dan çevir­mez, ken­di­nizi o işe salar ve bir “bakma tir­ya­kisi” olur­sa­nız artık geriye dönme ihti­ma­li­niz aza­lır. Hele bir de gözü­nüz­den zih­ni­nize akan man­za­ra­ları tasav­vurla, taak­kulle bes­ler ve büyü­tür­se­niz sahil­den ayrıl­mış sayı­lır­sı­nız. Ondan sonra geriye dön­mek çok daha büyük cehd ü gay­ret ister. Şair bir arka­da­şı­mın, “İsyan der­ya­sına yel­ken açmı­şım, kenara çıkmaya koy­mu­yor beni” dediği gibi, Allah muha­faza, o günah der­yası, dal­ga­ları ara­sında sizi evi­rir çevi­rir ve kıyıya çıkma­nıza izin vermez.

Tam günah eşi­ğinde ve uçu­ru­mun kena­rında iken geri döne­bi­len ve büyük bir fela­ket­ten kur­tu­lan yiğit­ler de yok değil­dir. Mah­şe­rin deh­şet verici teh­li­ke­le­rin­den Allah’ın göl­ge­sine sığı­na­rak koru­na­cak olan yedi grup insan anla­tı­lır­ken, böyle bir iffet kah­ra­ma­nına da işa­ret edil­mek­te­dir. Zira namus ve hay­si­ye­tini muha­fa­zada fevkalâde has­sas ve şehevânî istek­le­rine karşı ala­bil­di­ğine kararlı o baba­yi­ğit, güzel­lik ve ser­vet sahibi bir kadı­nın günaha dave­tini “Ben Allah’tan kor­ka­rım” çığlığıyla red­de­de­bil­miş ve irade ile aşı­la­maz gibi görü­nen bir aka­beyi aşa­bil­miş­tir. Evet, iffetli bir insa­nın ortaya koy­duğu böyle bir kah­ra­man­lık her­kese müyes­ser olmaz. Bu hal­ler, çok istis­naî olan irade zafer­le­ri­dir. O türlü durum­larda dev­ril­meme her insa­nın ula­şa­bi­le­ceği bir başarı değil­dir. Pek çokları o kay­gan zemin­lerde ayakta kala­maz ve yıkı­lır. Dola­yı­sıyla, daha o nok­taya kadar götür­me­den mese­le­nin önünü almak gere­kir. (Zaman, Kürsü)

Hayırlı cuma­lar.

Butto, artık yok!

Yıl­la­rın Bena­zir Butto’su artık yok. Pakis­tana dönüşü son­rası sırf onu yok etmek için yapı­lan sal­dı­rı­larda 200′ün üzerinde ölü belki iki üç misli yaralı var. ABD, orta­do­ğu­nun arka­sında bir kazan kay­na­tı­yor, dumanı kim­le­rin gözünü yaka­cak, ömrü olan görecek. Copy Paste depart­ma­nın­dan arka­daş­lar, iki yazı­dan bir kaç cümle hatırlattılar.

“Butto’yu kim, neden öldürdü?”, İyi Bilgi.

[…] Küre­sel bir başka okuma ise böl­geyle ilgili. Pakis­tan önemli bir coğ­ra­yaya hakim. Ortadoğu’nun bir anlamda kapısı olduğu gibi ABD’nin has­sa­si­yet sahibi olduğu Çin ve Hin­dis­tan konu­la­rında da sağ­lam bir geçit.

ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in ve müt­te­fik­le­ri­nin özel­likle İran, Irak, Suriye resmi üzerin­den Pakistan’a bakış­ları da çok önemli. Butto’nun öldü­rül­mesi bu resmi boza­bi­lir. Pakis­tan bu bağ­lamda “œdüş­mesi” tüm den­ge­leri alt üst etme potan­si­yeli taşıyor.

Arkası çökmüş bir Batı kont­ro­lün­deki Orta­doğu bir çok bek­len­tiyi boşa çıkara­bi­lir. Kaldı ki Çin’in ve Hindistan’ın bile Pakistan’dan enerji konu­sunda bek­len­ti­leri vardı.

Pakis­tan kaosu Butto’yu kimin öldür­dü­ğünü belki “œşahıs” ola­rak ortaya çıkara­bi­lir. Ama per­de­nin arkayı gös­te­recek biçimde açıl­ması zor. Bize düşense “œcive” Pakis­tan hal­kı­nın bu işten en az yara ile kur­tul­ma­sını temenni etmek.

Ve Zaman’dan Ali Ünal’ın Geliş­me­leri nasıl değer­len­dir­meli?” baş­lıklı yazı­sın­dan vurucu bir cümle:

[…] Yakın vadede ise, yine “el-Kaide terörü” bahane edi­le­rek sıra sanki Pakistan’a gel­miş gibi görünmektedir. […]

Galac­tic Magnate

Son gün­lerde adam gibi bir yazı yaza­mı­yor­sam, tele­fon­lara çıkmı­yor­sam tek sebebi şu Galac­tic Mag­nate adlı onlayn mono­poly­dir. Bil­di­ğin borsa oyu­nu­nun uzayda geçeni, çok tırt ama zevkli. 2.3 Mbart lık bir dos­yayı indi­ra­gandi yap­tık­tan sonra benimle kapışma şansını yakalıyorsunuz.

(1)


34 sayfa