Enfes bir uçak kaçırma hikayesi. [via]
Evden dışarı çıkası gelmiyor insanın. Zoraki kendimi dışarı attım. Yağmur vardı, çiğseden ve ahmakıslatandan biraz fazla. Islatacak kadar.
Başbakan rahatsızlanmış ve sonrasında yarı-baygın şekilde zırhlı aracında kilitli kalmış, balyozla ön camı kırıp girmişler içeri korumalar. Hastaneye kaldırmışlar durumu iyiymiş şimdi. 17 santim ön cam mı olur arkadaş. Oluyormuş demek ki.
Devlet adamlarının başına gelen küçük şeylerin (merdivenden düşmek, yürürken sendelemek, boğazına bişe kaçması filan) o milletin bekası ile alakalı olduğunu düşünürüm. öyle inanırım.
Bir beyaz eşya bayiinin vitrinindeki plazma tvden seyrettim olanları. Omuzlarımı silktim, vardır bi hikmeti dedim. Eve yürüdüm. Yağmur devam ederken değil, ıslanırken.
Geçen gün bahsettiğim pembe gömleğim “dry center iki eylül şubesi” tarafından kurtarıldı. Demek ki neymiş, süper kahramanlar gerçekmiş
Gerçi bu müjdeli haberi paylaştığım Valide Sultan telefonu, “abin çok fazla gazoz içmiş galiba, bişeyler diyo ama anlamıyorum” diyerek küçük kardeşime verdi ama. Anam anam, gazozlarda alkol varmış.
Blog yazmanın en keyifli tarafı bu işte. Reha Muhtar yapıyordu vakti zamanında böyle şeyler. Mesela ABD Irak’a girecek oluyordu. Show TV Ana Haber, suda jet ski yapan köpeği veriyordu birinci haber olarak. Yani, gerektiğinde, kazak ile birlikte atılan ve pembe olan bir gömleğin yeniden beyaz hale gelmesinin sevinci, blogunuzda Orhan Pamuk ve onun Nobel ödülünden daha önemli bir madde olarak yer alabilmektedir. Evliya çelebi de böyle yapıyordu zamanında güzel arkadaşım, “ben hemen oracıkta 10 yasin okudum” diyor, “karnımda da tek lokma yoktu” diyerek anlatıyor geminin alabora oluşunu.
şahsen, Nobel ödülüne layık görülen Orhan Pamuk’u tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.
Zira zor bişey müslüman coğrafyadan çıkıp da kitaplarını onlarca dilde kabul ettirip yayınlatmak. Kabul etmiyor işte elin adamı kolay kolay. Bunun için hakikaten bir yazarlık olmalı kişinin kaleminde. Bu da Orhan Pamuk’ta var mı, bence fazlasıyla var efenim. Ayıptır söylemesi, bendeniz bunu taa Kitap-lık dergisindeki okul günleri ile ilgili bir anısını okuduğumda anlamıştım, hissetmiştim. Sayın Pamuk iyi bir yazardır bence. Neyse işte, kitaplarını diğer dillerde yayınlatabildiysen eğer, bir sonraki adım Nobel olur heralde. Bunun için: bir iki “aykırı” bir hal almak; uzmanlığının olmadığı bir/bir kaç konuda gerçeğe muhalif söylemler ortaya atmak, “bir buçuk milyon ermeni ve 30 bin kürtün katledildiği” iftirası, ve “PKK militanlarını, Kürt Gerillalar diye nitelendirmek” gibi nice gudiklikler salmak lazım piyasaya. Pahalı bir prodüksüyondur, ama İsveç Kraliyet Akademisi yiyor bunu. İşte, görün, işin nihayeti malumumuz: nobele uzanış. Helali hoş olsun.
Benim ütülü gömleğim elimde koşarak uzaklaşırken arkama dönüp sormak istediğim soru şu: Memleketimin Orhan Pamuk’tan tek kazancı Nobel’den dolayı alacağı 437 bin Yeni Türk Lirası vergi mi olacak? Cüneyt Zapsu’nun Amerikalı baylara dediği “bu adamı kullanın” ifadesini memleketim idarecilerine tekrarlamak istiyorum ben: “Bu adamı kullanın bilader !”. Artık nasıl kullanacağınızı da söylecek değilim.
Dedim ya koşarak uzaklaşıyorum ve düşünmem gereken başka şeyler var: kavunlar, üzümler filan…
Yanımdan geçen Pröfüsörün beni durdurup “ya sen bu okula geldiğinde ben yeni asistandım ya biliyor musun” deyip ardından “yufyufyuff” diye gülmesi bile beni berberimin işi bırakması kadar duygulandırmamıştı. Hüzünlü gözlerle “uğur nerde yaa” diye sormama karşılık “Uğurun artık burası ile ilişkiği kesildi” gibi abuk, soğuk ve hatta anlam olarak kayık bir karşılık almam da cabası olmuştu. Aslında ufaktan “laaaan.. uğurun tabure koyim… yoksa artık berberin istediği gibi değil de, kendi düşlediğim gibi saçlara kavuşabileceğim miiii ” gibi bir umut filizlenmişti içimde. Değilmiş. Kaderde ne yazılı ise o olacakmış, saçlar bir Barni Moloztaşınki gibi, Bir lise talebesininki gibi olacakmış meğer.
Anneannemin dediği gibi, “kaderim neyse kederim odur“.
öte yandan en sevdiğim kazağım ile en sevdiğim gömleğim arasında 30 derecede meydana gelen bir husumet sonrasında kazağımın rengi gömleğime geçti biliyor musun ? Beyaz gömlek oldu mu bana “pempe” gömlek. “Dry Center” adlı şahane bi kuru temizleme firması var, gittim sordum, adam kağıt üzerine bi iki işlem yapıp “hmm.. garanti veremem ama hallederiz gibi geliyor bana” dedi.
Hmm.. Hesap yaptığı kağıda şöyle usulca bi baktım iddia kuponu varmış elinin altında. Bakıcaz yarın halledicek mi halledemeyecek mi.
Bayram için 10 -evet yazı ile “on”- günlük bir Giresun planım var. şahane olucak. Sonra gelip üniversitenin kanalı TV A‘da fink atıcaz, ünlü olucaz. O daha bi şahane olucak. Sonrasında değişik planlarım var: Flash TV “Yerelden Globale Nahnu”
şimdi o Orhan Pamuk ve Ermeni şeysi hakkında gördüğüm rüyayı başka bi zaman anlatırım canım, zira, yarın “Map Overlay and Statistical System” adlı bir programın eğitimine katılacağım. Binbir türlü katakulli yaptım katılabilmek için.
Yufyufyuf. Barney Moloztaş.
Efendim ezilenin her daim yanında olan ev halkı ağaçta mahsur kalmış bir kediyi kurtarıp arkadaşlarının arasına bırakmışlar. Sonra bakmışlar ki meğer bu sarı-beyaz kedi zaten arkadaşlarından tırstığı için ağaca tırmanmış imiş. Bizimkiler bunu arkadaşlarının yanına koyunca arkadaşları buna patileri ile filan Allah ne verdiyse artık pata-küte girişmişler. Bu kavgaya seyirci olamayan sen ev ahalisi tut kediyi ensesinden “Neyse sen bu gece bizde kal, yarın salarız biz seni başka mahalleye” diye gecenin bi yarısı eve getir.
Bendeniz de efenim üzerinize afiyet, geçen haftadan beri toplam 6 gününü gribal-yatalaklıkla geçirmiş bir insanım. çok şükür bu sabah odamın kapısını açmamla üzerime atlaması bir olan bir sarı-beyaz kedi tarafından şok tedavi uygulandı da iyileştim. Torr torr ediyo, kedi. Değişik bi hayvan.
An itibari ile 24 saatir bir lokma uyku uyumamış birisi olarak, sizlere biraz şu son siyasi gelişmelerden bahsedicek, sizi “İrtica var mı nerde hani ? Varsa ben neden göremiyorum? Aynaya baksana ulan senden ala irtica mı olur! Gelin şu kakofoniyi yeniden tanımlayalım, TVleri çoluk çoluk seyrediyo onların önünde tartışmayalım” filan yollu tartışmalara gark edecektim. Bundaki tek amacım da, sizi ülkemizi tehdit eden bişeyler bişeylere karşı uyandırmak değil, bilakis, bizim buralar için “siyasi ulan bu, kapa kapa kapa” diyen beyefendiyi yalancı çıkarmamak olacaktı. Fekat ve de lakin, dedim ya, lokma uyku uyumadım. Az beş dakka gözlerimi dinlendireyim gelicem.
Bu arada sayın milletvekillerim, cumhurbaşkanlığına adaylığımı yaslamayı düşünüyorum; lütfen reylerinizi bana saklayın, vallahi darılırım.