O kadar sevimsiz günler geçiriyorum ki. Ramazan’ın tadını bile alamadım henüz. Zaten anne kişinin elinden sucuklu kurufasülye yemediğin ramazan’ın nasıl bir tadı olabilir ki. Yani bunu ev arkadaşım kurufasülyeyi beceremiyor diye demiyorum. Olabilir insan kurufasülyenin dibini yakabilir. Ama hadi kurufasülyeyi mahfettin, sucukları ne demeye içine atıyosun kardeşim. Sucuklu yumurta yapardık! Aziz okurum, beni bilirsin yemek seçmem, zaten derdim de kurufasülye değil. Açıkcası, annemin kurufasülyesini de pek beğenmem. Derdim, bu günlerde iki dakikalığına iletişim kuran insan evlatlarının sanki alnımda “şamar oğlanı - resmi hizmete mahsustur” yazısı görmüşcesine bana fırça kaymaları.
Esasında “he baba he” deyip geçebileceğim bu mevzuyu, yani her önüne gelenin nasihat verip finalinde sağlam bi fırça kaymasını, çok da dert edinmemiştim. Ta ki bugün, okul kaydımı gecikmeli olarak yaparken öğrenci işlerindeki memur beyabi beni “”ne lan bu derslerin hali” şeklinde kalaylamaya hazırlanırken. Zira azıcık kafamı kaldırdığımda odadaki tüm idari ve solitare oyuncu kadrosunun “sıra biran evvel bize gelse de, iki fırça da biz kaysak” bakışlarını üzerime yönelttiklerini gördüm. İrkildim ve ürperdim. öfke ve kızgınlık içerisinde çıkıştım: “ya abi sen benim durumları bilen bi insansın, sen de böyle konuşursan; o-hoo-oo”. Güzel ve etkili bu manevra sayesinde beyabi önce kendisini bir misyon insanı olarak gördü,şaşırdı ve “benim durumları bilen bir insan” olarak kendisini diğerlerinden ayıran ulvi bilgileri bir yokladı; işin içinden çıkamayınca da “tamam senin durumunu biliyoruz, da, yine de, ne bilim olm çalışında bitirin şu okulu yeeaa” deyiverdi.
Zeka ve diplomasi bir kez daha kazanmıştı. Elindeki paspasla fırça seansında kale arkasında bilet arayan müsdahdem abi de boynunu büküp gerisin geriye odadan çıktı. Ortam normalleşmişti.
Ortamın normalleşmişti normalleşmesine de benim bu “öğrenci işleri” adlı müesseseye olan kinimi ve nefretim on kat daha arttı. Efendim bu esas işi aşağı yukarı “öğrencilerin evraklarını yönetmelikler çerçevesinde idare etme” olan bu müessese derhal fesh edilmeli bence. şimdi ben aşağı yukarı dedim ya, onlar da aynen böyle yapıyor ve bu aşağıyı olabildiğince aşağıya, yukarıyı olabildiğince yukarı çekiyorlar ve kendi görev tanımlarını kendileri yapıyorlar. İki belge için sizi keyfi süründürüyorlar, her türlü eziyeti yapıyorlar. Bununla beraber yönetmeliklerden zerre haberleri yok. Bir tane işi “hakikaten” bilen adamın çevresine kümelenmiş “soliter bağımlıları”. üç beş dakika soliter oynayamadıkları kayıt döneminde ise, açığa çıkan sinir-stresi oğrencilerden çıkarıyorlar. öğrenci işlerini sevmiyorum. Hepsini “uluslar arası solitare olipiyayları“na göndersinler, doya doya yaysınlar onlarda.
“Kurufasulye soğanla yenir, herkes yerse kimseye kokmaz”. Ramazanınız mubarek olsun.
22 dakikanın desteklediklerimiz bölümünde farkettiğim bir forum: CNBC-e forumu. CNBC-e fanatikleri için güzel bir payaşım alanı olabilir. Oradan bulduğum bir test; “Hangi The Simpsons Kahramanısınız ?”. “Palyanço Krusty” çıktığıma hala inanamıyorum.

İnternet ünlülerinden Ferruh Mavituna korsan yazılım kullanmaya son vermiş ve elindeki tüm korsan materyalleri imha edip, onların yerine lisanslılarını almaya başlamış. Projenin adı ise “My Name is Ferruh, Anti-Piracy Project” . “My Name is Earl“ı anımsatsa da; Ferruh, bunun tamamen haram / helal düşüncesinden doğan bir haraket olduğunu vurguluyor.
Bugün aleni bir şekilde bildiriyorum ki warez / korsan / kaçak herneyse yazılım, film, kitap vs. kullanımım inşallah sona ermiştir. Bunun yanında bugüne kadar kullandığım her türlü paralı, tescilli materyali satın alarak geri ödemeye başladım.
Başlangıç olarak 200GB’a yakın veriyi imha ettiğini bildiren Ferruh’u en çok düşündüren konu ise bu materyaller ile elde ettiği kazanç ve eskiden kullandığı korsan ürünlerin şimdiki piyasa değerleri (misal, MS Win98).
“Kul Hakkını” kılı kırk yararcasına hesaplayan insanların varlıklarını bilmek sevindirici. Benzeri bir listeyi yapıp şu veya bu nedenden dolayı uygulamaya sokamamak/sokmamak ise üzücü. Ferruh’u bu projesinden dolayı kutluyorum ve destekliyorum.
Bir yerden başlamak ümidi ile, Ares‘i kaldırayım en iyisi
Siteniz için harika bir istatistik servisi; Crazy Egg. Bu servis sayesinde ziyaretçilerinizin sayfalarınızda nerelere daha çok ilgi gösterdiğini, hangi reklamların daha davetkar olduğunu öğrenebilyorsunuz. Bu şık servisin aylık 5000 hitlik test sürüşü ücretsiz.
NTVMSNBC‘den sonra Milliyet Gazetesi de bir Fantezi Futbol Oyunu başlatmış. Hem de haftanın birincisine üç büyük kulübün birisinin stadında, locadan maç seyretme keyfini sunuyorlar.
İlk izlenimlerim gayet iyi. 44,250,000 YTL’ye, 2-4-4 formasyonunda şöylesi bir takım kurulabiliyor; Bülent Ataman / Kerim Zengin - Gökhan Zan / Lukas Zelenka - Sasa İliç - Arda Turan - Alex De Souza / Gökhan ünal - Deivson Rogerio Da Silva (Bobo) - Rafael Marques Mariano - ümit Karan (yedek: Musa Kuş) .
Aldığınız yedek oyuncuların oyuna dahil olması ve seçeceğiniz takım kaptanının alacağı puanların 2 ile çarpılması gibi farklı birsürü güzelliği olan bir puantaj sistemi oluşturmuşlar. Bakalım ilk hafta için yukarıdaki kadro bize kaç puan getirecek. “Rafael Marques Mariano”dan çok umutluyum
Bay Anitezin evleniyoruz biz‘inin kötü bir kopyası. İlkginç. Düğün davetiyelerindeki hoşluklar çok güzel de, beceremeyince zorlamamak lazım sanırım.
Kevgir.com, klavyedeki tuşları takırdatmayı seven bir grup insana ait bir blog. [via]
Fantezi Futbolda takım kuramayan fantastik bir teknik direktörüm. Oysaki 40 milyon dolær var elimde. Bu hafta GeSe döşer geçer Denizlispora diye düşünmüş idim. Yanılmışım.
Tümer, Alex, İliç üçlüsünü hiç bozmamalıydım.
Az evvel bir sivil toplumlaşma genel kurulundan çıktım. Kafam, bi milyon ikiyüz ellibin üstü kalsın. Ama Allah için, şu var, insan denen varlık doğuştan “iyiniyetli” geliyor. Sonra ne oluyorsa oluyor. Bazıları bu iyi niyeti, misal üç yaşına kadar sakladığı iyi niyeti, aynı yaştaki zekası ile kırklı yaşlarına kadar getirebiliyor. Enfes süpersonik bi inceleme konusu.
Oydaş, Paydaş ve (alanı kapsamaktan men gizli forvetül manası ile) Kapsama Alanı bugün doğan erkekler için verilecek isimlerdi. Kızlara verilecek isimler bir kısmınızın, hadi tamam sadece içinizden birisinin malumu; Ceren, Ceren, Ceren. Ama “sen kimsin” yerine “çen kimçin”, “kızlar orada” yerine “gışlay oyada” diyen bir Ceren bu bahsettiğimiz. “Miz” çoğuldan kasıt elbette. Kastettiği”miz”. Hmm..
Sevgili okur, biliyorsun kü; hayat “üzeri kakaolu granüllü marshmallovlu bisküvi“yi bize yıllarca “Puf” veya bilinen adı ile “Eti Puf” olarak tanıttı. Sense gıkını çıakrmadan herkesi sevdin, herkese “he baba he” dedin. “Eyvallah” dedin. şimdi içindeki tek korku, “Eti Cin” hakkında yapılan spekülasyolar.
şimdi ben vişne aromalı meyve suyumun son yudumunu alıp, bardağı da üzerinde çay bardağı resmi olan bardak altlığımın üzerine usulca bırakırken, ki kendisinin arkasında KudRa…’06 yazmaktadır; e-dernekçiliğe geçmeye heves ettiği halde, evrakların bi kopyasını da büromuza bırakınız demekten de geri durmayan börokrasiye bir selam çakıyorum. Evet, çakıyorum da çakıyorum.
Radikal Gazetesi bir tasarım yarışması düzenliyormuş. “12-17 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek İstanbul Design Week’e paralel düzenlenen yarışmanın birincisi Radikal tarafından Milano Design Week 2007’ye gönderilecek”miş.
Exclamation Mark diye bir film inceleme sitesi, ingiliz dilinde yayın yapıyor. Korku-gerilim türü, kült, bilim kurgu, ıvır zıvır, kıl kıpcık ve hatta B-sınıfı filmleri inceliyorlar. Ekseriyetle 50’li yılların filmlerini.
33. Locadaki lamerlerin listesi ele geçirilmiş;”The Big List Of Lamers” . Viscusaçılmış orada gördüm ben bunu.
Genç arkadaşlarda ve meramını anlatmaktan yoksun insanlarda görüyorum daha çok. Bugünlerde tek sorunsalım bu! Hiç birimiz imla klavuzu değiliz, TDK sözlüğü de değiliz; lakin kulak var, ahenk var, nizam var, intizam var, hepsinden öte insaf var! Konuşamıyorsak, cümle kuramıyorsak, -çok zor değil -sessiz kalalım; kafa ütüleyip, kulakları tırpanlamayalım.
Yapı olarak yanlış olmasına rağmen – sal, -sel eki bugün yaygın olarak kullanılmaktadır. Bilim eseri yerine bilimsel eser, kamu alanı yerine kamusal alan gibi yanlış kullanmalar tercih edilmektedir. Günümüzde nispet ifade eden î ekinin yerine -l ( doğa-l, özne-l, yasa-l), -al, -el (ulus-al, söz-el) ve – sal, -sel (sayı-sal, bölge-sel) ekleri de kullanılmaktadır. Türkçedeki batı kökenli kelimelerde de nisbet î’si yerine – k eki de (sosyoloji-k, biyoloji-k) kullanılmaktadır.
-sal, -sel eki açı-sal, anıt-sal, doğru-sal, duygu-sal, hayvan-sal, kalıt-sal, kara-sal, kut-sal, onur-sal, tarım-sal, yapı-sal, birey-sel, bitki-sel, bölge-sel, çizgi-sel, evren-sel, gelenek-sel örneklerinde görüldüğü gibi sıkça kullanılmaktadır. Ancak yapı olarak yanlış olan bu şekli yaygın örneklerinin dışında kullanmamaya özen göstermek gerekir. [kaynak]
çok rahatsız oluyorum, irkiliyorum resmen bu sellerden sallardan. Gelin kullanmayalım, kullandırmayalım. Kampanya burdaysa, slogan da burada: Dilinizi sal’a bindirip sel’e salmayın.