“Göz kamaştığı, ayın tutulduğu ve güneş ve ayın bir araya getirildiği zaman! İşte o gün insan kaçacak yer nerede der?” (75÷7−10)
Şimdi Giresun’da olup da güneş tutulmasının memleketten çıkışını seyretmek, belki daha doğrusu ile “ayın gölgesini” uğurlamak vardı. Ama vize haftasında olunca insan ender yakaladığı bu güzelliği kaçırabiliyor.
öte yandan ender yakalanan bir başka güzellik daha var bu vesile ile, ilgilisine duyurulur; Küs?mazı;
Güneş tutulduğu zaman ezansız ve kâmetsiz olarak cemaatle iki rek’at namaz kılınır. Ve her rek’atta imam fazla miktarda kırâette bulunur. Bu kırâeti İmam A’zam’a göre gizlice, İmameyn’e göre ise cehren yapar. Namazdan sonra da güneş açılıncaya kadar kıbleye doğru ayakta ve insanlara karşı oturarak dua eder. Cemaat de bu duaya âmin derler. Küsuf namazından sonra hutbe okunmaz. Cemaatle kıldıracak kimse yoksa herkes tek başına da kılabilir. [via] [ilmihal detayları]
Son olarak yeni duyduğum bir şey, bir insanevladı doğumundan itibaren yerini yurdunu hiç terketmez ise, ömr-ü hayatında bir kere, bir şekilde denk geliyormuş bu olaya. çok ilgincime gitti, yov.
‘Ali Sami Yen projesini bazı tasarruflarla birlikte 55 milyon dolara gerçekleştireceğiz. Stat yapımı 28 ayda bitecek. Galatasaray, 100. yılına süper bir statla girecek. 10 yıl sonra 300 milyon dolarlık bütçe oluşturacağız. 10 yılda 7 lig ve bir Şampiyonlar Ligi ile 3 Avrupa şampiyonluğunu kazanacağız. 10 yıl boyunca her yıl Şampiyonlar Ligi’nde en az son 8 takım arasında yer alacağız. Dünya çapında en az 3 yıldız bulundurarak dünya ve Avrupa basınının ilgisini devamlı üzerimizde bulunduracağız. G.Saraylıların gönlündeki teknik heyeti takımın başına getireceğiz. Mali ve idari yapımızı güçlendireceğiz. ödeme ahlakına sahip bir anlayış getireceğiz. 26 milyon dolarlık kısa vadeli borçlarımızı hemen kapatacağız. İki yıl sonra kimsenin borçlardan bahsetmediği, sadece sportif başarılarıyla gündeme gelen bir kulüp olacağız. 2004’te yürürlüğe girecek olan UEFA kriterlerine uygun bir kulüp yapısı kuracağız. G.Saraylıyım diyen herkes ile iletişim kuracağız. G.Saray televizyon kanalını hayata geçireceğiz.’
— özhan Canaydın, 23 Mart 2002.
ve özhan Başkan’ın Şeçim Sonrası Konuşması:
Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.
Memleketin İlk Türkçe Blog dizini olan Bloglar Alemi, Haftanın Blogu köşesine bu hafta Nahnu.Org’u almış: [Haftanın Weblogu Falan…].
Daha önce burada tanıtılan bloglar sırası ile; Devletşah (Devlet Gibi!) , Altı üstü Tasarım: (Türkçe Blogların Ortak Noktası), Portakal Ağacı (En Popüler Türkçe Blog) olmuştu.
“Haftanın Blogu” falan diyorlar ama bakmayın siz, bir iki hafta duruyor orada, hehe. Bloglar Alemi’ne bu güzellikten dolayı teşekkür ederiz.
Gündeme dair bir meseleye parmak basmak istiyorum, erken seçime yani. Herkesten hatta HaberTürk’ten de evvel ben vereyim bu haberi. Başbakan ne kadar itiraz ederse etsin, yalanlarsa yalanlasın seçimler erken yapılacak. Hesaplamalarıma göre 5 gün falan. Güneş tutulması ile alakalı bir mevzuu. Tam olarak açıklayamam şimdi. İşim var gücüm var. Lord of the rings kalın.
Zaman’daki bir köşe yazısı ilgimi çekti, İzmir’de bir Şehrin Azizleri hadisesi yaşanıyormuş, sanki;
[…] Başrollerini Willem Dafoe, Sean Patrick Flanery ve Norman Reedus’un paylaştıkları 1999 yapımı Şehrin Azizleri filmini hatırlayacaksınız. Mafyanın şehri ele geçirdiğini düşünen iki dindar Hıristiyan genç, bunlarla mücadeleye girerler. Ve kendi kurallarıyla mafyaya ceza keser, buldukları bütün mafya üyelerini öldürürler. Bu iki gencin kuralları hiç de yasalara uygun değildir. Ancak şehirde yaşayanlar bunları birer kahraman gibi, hatta aziz gibi görmeye başlarlar. Devletin suç işleyenleri yeterince cezalandırmadığını düşünen halk için bunlar, büyük birer kahraman olmuşlardır. Devam: ‘İzmir’in Azizleri’
Nihal B. Karaca yazmış Zaman’da, Kayıtlar ve kadınlar.
Kadın, Türk sinemasında ana öyküye eşlik eden bir cazibe unsuru oldu çoğunlukla. Bir aşk teması içinde vücut buldu karakteri. çoğunlukla karton kirpiklerini kırpıştırıp seke seke koşan, Kemaaaal diye bağırdığında sesi uçurumlarda yankılanan, tek arzusu sevdiği adama kul köle olmak olan bir karikatürden ibaret kaldı.
Ancak bu ibaret kalma hali mutlak surette bir yenilgiye tekabül etmiyordu; Yeşilçam sineması yıkılıp yerle yeksan oldu da Türkan Şoray’ların, Filiz Akın’ların, Hülya Koçyiğit’lerin namına halel gelmedi. Tecimsel sinemanın gereğini fazlasıyla yapmakla kalmamışlar, ne denir, isimlerini altın harflerle yazmayı da bilmişlerdi belli ki. Devam: ‘Kayıtlar ve kadınlar’